21 Mart 2015 Cumartesi

Gençlik Başımda Duman



Deli deli esen poyraz, başında kavak yelleri… Gözünde dünya, ne garip bir eğlence yeri. İşte geçti ömrünün bir mevsimi. Yüzündeki sivilceler arttı azaldı, saçların kısaydı uzadı, alnına belli belirsiz bir çizgi çizildi. Ellere, evlere sığamaz oldun, gönüllere uzandın. Küçüktün, geçen zamanla bir yaş aldın, büyüdün. Belki on beş oldun belki on altı, on yedi.

Büyüdükçe dertlerin küçülür sandın. Sorunlar halledilir, sıkıntılar biter, kavgalar sona erer, gözyaşları diner; olmadı. Yanılmıştın. Hayat bunu da öğretti sana bizzat tecrübeleriyle. Zorlandın, bunaldın, daraldın; dünya üstüne üstüne geliyordu sanki. Ah yaşamak ne feci bir işti! Zaten hormonların var, seni türlü türlü hallere sokan, inişli çıkışlı duygular yaşatan, ona buna öfke duydurtan, anne babana isyan ettirten, kahkahalar ile güldüğün bir olaya akabinde ağlayarak tepki verdirten.

Nasıl da zor genç olmak. Ne yetişkinlerin dünyasındasın artık ne çocukların. Ne yerdesin ne gökte. Araftasın öylece beklemede. Bir hayalini gerçekleştirmek istediğinde, “çocuksun” deyip sustururlar; bazen de hiç umulmadık bir anda “kocaman kız/erkek” oldun diye ayıplarlar. Ne olduğunu anlayamazsın. Kafan karışık hep bu yüzden. Bir olasılık problemi kadar çetin, zahmetli ve yorucu hayat. Sayıları bir araya getirdiğin, işlemler yaptığın halde çözemezsin soruyu nedense. Yaşamın da böyle işte; cevaplar arıyorsun kendine. İnsanları, hadiseleri, kaderi, kısmeti izliyorsun. Araftan kurtulmak için habire didişiyorsun sualler ile. An geliyor yanıtlar alıyorsun, an geliyor sorular çoğalıyor. Bunca çaba, enerjini tüketen onca uğraş yorunca seni, ayetteki gerçeğin sırrına varıyorsun: Dünya hayatı bir oyun ve oyalamacadan ibarettir ( En’âm 32).

Öyle bir oyun ki bu yaşamak sanatı, bu başımıza yıkılmayan dünya, şu üstesinden gelemediğimiz işler, içimizi basan hafakanlar, unutamadığımız acılar, mazideki yaralar, gelecek korkumuz ve sonunu tahmin edemediğimiz filmimiz, hepsi zorlu bir sınav. Düşe kalka, ağlaya sızlaya, korku ve ümitle sığındığımız tek bir yer var, sen bunu zaten biliyorsun.

Onun verdiği nimetler ile sarmalanmışsın. Aldığın nefes, attığın adımla, şahit oldukların ve edindiğin ilminle kâinatın en zengin ve en mesut insanı sensin. Üstelik gençsin; ömrünün baharında, görkemli bir sevinç içindesin. Vakit şimdi kemale erme devridir, sefahate dalıp hayatını zayi etme. Boş hevesler peşinde ibadetini ihmal etme. Rabbini unutup vazifeni terk etme. Yusuf misali ol, kim ne derse desin ne yaparsa yapsın, “Allah’a sığınırım” de. Meryem gibi ol, iffetini muhafaza eyle. Günahım çoktur deyip ümitsizliğe düşme. Rasulullah’ın “Allah tövbekar genci sever.” sözünü çıkarma aklından. Hatırla, hem Gafûr hem Rahimdir yaradan.

Unutma, ölümün ölmediği ve kabir kapısının kapanmadığı şu dünyada hangi derdin, kederin ve lezzetin ebedi olabilir?

Ocak 2015, Genç Düşler Okul Gazetesi

2 yorum:

e-vren ;) dedi ki...

Harikulâde bir paylaşım. İyi ki gazetede kalmayıp bloga da taşınmış. İnsana güç ve huzur veren cümleler okudum.

Kumbaramdaki Kelimeler dedi ki...

:) teşekkürler e-vren. blog arşivini önemsiyorum.buraya da koymak istedim.

Başı Yerde

Duydukları mutlu etmişti onu. Ama bozulmaktan kendini alamadı. Neden ona söylemiyorlar da bir başkasına anlatıyorlardı. Şu öğrencileri ...