26 Mart 2015 Perşembe

İçimizdeki Aslan


Yönetmen:
Oyuncular:Ricardo DarínOscar MartinezLeonardo Sbaraglia ....
TürGerilim , Komedi , Dram
ÜlkeArjantin , İspanya

insanın temel güdülerinden öfke, bir dinamit potansiyelini bünyesinde barındıran esrarengiz bir duygudur. esrarengizdir çünkü bugün bile sınırları henüz keşfedilmemiş insanoğlunun  hangi durumda ne tür tavırlar sergileyeceğini ne psikoloji, sosyoloji, tıp ne de sair bilimler çözebilmiştir. ama bilinen bir gerçeklik vardır; o da öfkenin her an patlamaya hazır bir volkana benzer olduğudur.

Simon, zeki işkolik bir mühendistir. fedakar bir eşi, güzel bir kızı vardır. tüm kurulu düzenine rağmen Simon'un hayatında her şey dört dörtlük değildir. babalık rolünü zorlanarak oynamakta, eşiyle sıkıntılar yaşamaktadır. başına gelen hadiseler için sürekli başkalarını mesela bir gün trafiği bir başka gün politikacıları suçlamaktadır. yansıtma mekanizmasını en üst düzeyde kullanan Simon, belki hayatın ona getirdiklerinden ötürü belki de duygularını kontrollü bir şekilde yönetmeyi beceremediğinden öfkeli biri olup çıkmıştır. haksızca yaşadığı bazı hadiselerden kendince kibar yollar kullanarak çıkmaya çalışsa da sistem diğer bir deyişle hiyerarşi ona izin vermez. hakkını elde edemeyişi zeki ve öfkeli mühendis Simon'u bambaşka bir yöne itecek, Simon öfkesini patlatmak için sisteme iyi ve uçarı bir ders verecektir.

haksızlığa her uğrayışında kendini paralayan ve agresif davranışlarıyla kendinden geçen Simon, ders verir planını gerçekleştirdiğinde sakin, mutlu ve huzurludur. yüzündeki özgüven ve kendinden emin gülümseme, öfkesini dışa vurarak rahatladığının en güzel göstergesidir. dinamitçi, dinamitini; içinde taşıdığı en büyük barutu yani öfkesini patlatmış artık rahatlamıştır.

Simon'un hikayesi boyunca içimizde besleyip büyüttüğümüz öfkenin uyanmaması mümkün değil aslında. oyuncunun jest ve mimikleri, girilen müzikler Simon'un içimizde yaşadığının sadece çarpıcı bir kanıtı. insan doğası şiddete eğilimlidir diyen Freud haklı olabilir mi? içimizdeki aslan belki de hiç uyumuyordur, ne dersiniz?

Sinema yazarlığı atölyesi, Mart 2015

21 Mart 2015 Cumartesi

Gençlik Başımda Duman



Deli deli esen poyraz, başında kavak yelleri… Gözünde dünya, ne garip bir eğlence yeri. İşte geçti ömrünün bir mevsimi. Yüzündeki sivilceler arttı azaldı, saçların kısaydı uzadı, alnına belli belirsiz bir çizgi çizildi. Ellere, evlere sığamaz oldun, gönüllere uzandın. Küçüktün, geçen zamanla bir yaş aldın, büyüdün. Belki on beş oldun belki on altı, on yedi.

Büyüdükçe dertlerin küçülür sandın. Sorunlar halledilir, sıkıntılar biter, kavgalar sona erer, gözyaşları diner; olmadı. Yanılmıştın. Hayat bunu da öğretti sana bizzat tecrübeleriyle. Zorlandın, bunaldın, daraldın; dünya üstüne üstüne geliyordu sanki. Ah yaşamak ne feci bir işti! Zaten hormonların var, seni türlü türlü hallere sokan, inişli çıkışlı duygular yaşatan, ona buna öfke duydurtan, anne babana isyan ettirten, kahkahalar ile güldüğün bir olaya akabinde ağlayarak tepki verdirten.

Nasıl da zor genç olmak. Ne yetişkinlerin dünyasındasın artık ne çocukların. Ne yerdesin ne gökte. Araftasın öylece beklemede. Bir hayalini gerçekleştirmek istediğinde, “çocuksun” deyip sustururlar; bazen de hiç umulmadık bir anda “kocaman kız/erkek” oldun diye ayıplarlar. Ne olduğunu anlayamazsın. Kafan karışık hep bu yüzden. Bir olasılık problemi kadar çetin, zahmetli ve yorucu hayat. Sayıları bir araya getirdiğin, işlemler yaptığın halde çözemezsin soruyu nedense. Yaşamın da böyle işte; cevaplar arıyorsun kendine. İnsanları, hadiseleri, kaderi, kısmeti izliyorsun. Araftan kurtulmak için habire didişiyorsun sualler ile. An geliyor yanıtlar alıyorsun, an geliyor sorular çoğalıyor. Bunca çaba, enerjini tüketen onca uğraş yorunca seni, ayetteki gerçeğin sırrına varıyorsun: Dünya hayatı bir oyun ve oyalamacadan ibarettir ( En’âm 32).

Öyle bir oyun ki bu yaşamak sanatı, bu başımıza yıkılmayan dünya, şu üstesinden gelemediğimiz işler, içimizi basan hafakanlar, unutamadığımız acılar, mazideki yaralar, gelecek korkumuz ve sonunu tahmin edemediğimiz filmimiz, hepsi zorlu bir sınav. Düşe kalka, ağlaya sızlaya, korku ve ümitle sığındığımız tek bir yer var, sen bunu zaten biliyorsun.

Onun verdiği nimetler ile sarmalanmışsın. Aldığın nefes, attığın adımla, şahit oldukların ve edindiğin ilminle kâinatın en zengin ve en mesut insanı sensin. Üstelik gençsin; ömrünün baharında, görkemli bir sevinç içindesin. Vakit şimdi kemale erme devridir, sefahate dalıp hayatını zayi etme. Boş hevesler peşinde ibadetini ihmal etme. Rabbini unutup vazifeni terk etme. Yusuf misali ol, kim ne derse desin ne yaparsa yapsın, “Allah’a sığınırım” de. Meryem gibi ol, iffetini muhafaza eyle. Günahım çoktur deyip ümitsizliğe düşme. Rasulullah’ın “Allah tövbekar genci sever.” sözünü çıkarma aklından. Hatırla, hem Gafûr hem Rahimdir yaradan.

Unutma, ölümün ölmediği ve kabir kapısının kapanmadığı şu dünyada hangi derdin, kederin ve lezzetin ebedi olabilir?

Ocak 2015, Genç Düşler Okul Gazetesi

13 Mart 2015 Cuma

Anne ben öğretmen oldum - 4


Erkek öğrencilerimden bir bahis açmamak olmazdı bu blogda.

İkinci dönem idare bir sürpriz yapıp üç yeni erkek sınıfı verdiğinde bu kadar yorulacağımı tahmin etmemiştim. Şimdi tecrübelerim bu tatlı ama zorlu sürece alışmaya çalışadursun dönem sonuna kadar iki sınıfın akaid ve kelam, diğerinin dini musiki derslerine gireceğim. Aynı katta da nöbet görevim var.

Karşımda şımarık, çoğu çift dikiş gelen, her an kaynatmaya meraklı, Hababam sınıfıyla yarışır kırka yakın mevcuduyla 11 sınıflar. Gazan mübarek olsun Saliha!

Öncelikle bir kez daha teyit ettim ki “erkek milleti suskun, içine kapanık, konuşkan değil” diye bir şey yok arkadaş. O ne çene öyle, sanırsın annesinin karnından spiker, eleştirmen, hatip olarak dünyaya gelmiş. Hiç susmuyorlar. Ama benim pis (!) yöntemlerim sayesinde –asla bağırmam, uzun süre bakışlarımı diker, beklerim, gerekli olduğu vakit çocuk uyutur gibi şişşttt şişşt der, hemşire misali başparmağımı dudağıma götürür, susması gerektiğini hatırlatırım. Çok konuşanları seçer, teneffüste birebir konuşma yapar, davranışının beni rahatsız ettiğini, bu şekilde dersi işlemek istemediğimi, bana yardımcı olması gerektiğini hatırlatır, ondan söz alırım. Çocuk sınıfta taşkınlık yapmak isteyince, hani konuşmuştuk der, sözünü hatırlatırım- biraz yola gelir gibi oldular.

Bugün elhamdülillah dersi her iki sınıfta da zevkle işledim. Sorduğum sorulara sürekli parmak kaldırıp cevap verdiler. Tabi işin ucunda artı almak da vardı. olsun, bu da güzel. demek pekiştireçler işe yarıyor. Birebir konuşma yaptığım yaramazlar güruhu kendi istekleriyle ön sıralara geçmiş, kitaplarını açmış can kulağıyla –tabi arada kaynatmaktan vazgeçmeyerek- beni dinlediler.

Şimdiden onlarla güzel hatıralar biriktirmeye başladım.

Dün nöbetteyken yaramazlardan biri kantinden gelirken bana da çay almış, hocam buyurun, diyerek ikram etti. Nasıl mutlu oldum anlatamam!

Son saat dersim vardı diğer yaramaz sınıfa. İki kişi yanıma geldi, hocam siz çok yorulmuşsunuzdur, nöbetçisiniz. Arkadaşımla hazırlandık, dersi biz anlatalım, dedi. Sanırım mutluluktan bayılacaktım!

Tembel, çalışkan, sessiz, hareketli, çekingen, şımarık nasıl olursa olsun erkek öğrencilerin hepsi beni gördüğü vakit mutlaka selam verip hal hatır soruyor. Vefa duyguları çok yüksek. Onları bu konuda takdir ettim. Oysa kız öğrenciler böyle değil.

Samimiyetlerine şaşıyorum; bu kadar açık sözlü ve dürüst oluşlarına. okudukları kitapları paylaşmaları, hangi sohbetlere gittiklerini söylemeleri neyse de kız arkadaşlarından bahsetmeleri, sigara içtiklerini anlatmaları, ailelerinden uzun izahatlar vermeleri beni hayrete düşürüyor.


Bakalım, sene sonuna kadar ne maceralar yaşayacağız onlarla. Merakla, keyifle biraz da korkarak bekliyorum:)


8 Mart 2015 Pazar

Haftanın müziği - Bremin Mızıkacıları



bir pazar günü, dünden soğuğu yemiş olarak evde gönüllü tutsaklığı seçtim.
işlerimi sabahtan bitirince bilgisayarı açıp bu güzel sesli insanların dünyasına misafir oldum.
blogum, bunu da kaydet.


1 Mart 2015 Pazar

Hangi ara?



bu, ömrümün kaçıncı faslına giriştir ey levh-i mahfuz? söyle bileyim.

geçen yıl tanıştığım beyaz yüklü sırma tel haber vermeksizin, öylece bir anda çıkıp gelmişti. bu ziyaretten hiç bir zaman memnun kalmadım. ne var ki ardından arkadaşları sökün etmişler ve ben isteksiz de olsam onları başımın üstünde ağırlamıştım.

bu sabah uyandığımda elime bir tanesinin kuş misali konduğunu görünce içim cız etti.

yirmi yedi yaşımın tam ortasındayım. saçlarımdaki aklardan biri ellerime düşüyor. yirmi yedi yaş, gözümde büyüyor.

Allah'ım hangi ara bu kadar yaşlandım?


hep aynı soru, zihnimde dönüp duruyor.




Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar