26 Haziran 2014 Perşembe

Grup Terapisi

her şey bir anda oldu bitti.

twitter'da gördüm ilanı.
sonra başvurdum.
8 haftalık bir psikodrama eğitimine başladım.
konusu öfke kontrolü.

hani o amerikan filmlerinde gördüğümüz belirli sayıdaki kişinin halka şeklinde oturup, meraba ben saliha, girizgahıyla başlayıp konuşa konuşa sorunlarını halletmeye çalıştığı terapilerden.

ilk seansta öfkelerimizi tanıdık ki bu çok ilginç bir süreçti; zira dramalar yoluyla öfkemizi sergileyip onun nasıl bir varlık olduğunu anlamaya çalışırken hem zorlandık hem gerildik hem eğlendik. deneyim müthişti.
akabinde terapistin bizler hakkında bazı söyledikleri aslında bana hiç de yabancı gelmedi; benim de düşüne düşüne ulaştığım sonuçlardı. lakin o işin üstadı olduğu için benim yıllardır süren anlayış çabamın sonuçlarını o tek seansta keşfetti.

neredeyse 4 saati bulan başkalarının hayatını daha doğrusu öfkesini oluşturan nedenleri drama yoluyla oynar, yaşar ve izlerken gözyaşlarımızı tutamadığımız zamanlar oluyor. gariptir zamanı unutuyoruz acı içimizi boğarken. benim yaşadığım neymiş ki, diyorum. sıra bana gelip de konuşmaya başladığımda doluyor gözlerim. herkesin imtihanı çok farklı. hakikaten dağına göre kar veriyor Rabbim ve sınıyor.

içerikten daha fazla bahsedemeyeceğim çünkü her bilgi bizde yani grup içinde mahfuz. yargılama ve genellemelere, grup içinde karşılıklı diyaloglara asla izin verilmiyor. oynamaya ve çözmeye odaklanıyoruz ki bu da farkındalığımızı arttırmayı sağlıyor.

bundan sonrasını merakla, korkuyla ve keyifle bekliyorum.

12 Haziran 2014 Perşembe

Tramvay Günlükleri - Tophane, Taksim, Karaköy

önceki gün kadim dostum Sevda ile Tophane'de bulunan  KIlıç Ali Paşa camiinde buluştuktan sonra rotamızı Tophane-i Amire Kültür Sanat merkezine çevirdik. neredeyse haftanın bir kaç günü tramvay ile önünden geçtiğim bu tarihi yapı meğer kültür sanat merkeziymiş. Fatih Sultan Mehmet zamanında o meşhur topların döküldüğü bu mekan günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar fakültesine devredilerek çeşitli sergilerin yer aldığı bir kültür merciine dönüştürülmüş.



biz, Eve Dönen Beş Yol, sergisi için oradaydık. fotoğrafçı Philipp Rathmer, siyah fon üzerinde gerçekleştirdiği çekimlerde Dağlık-Karabağ'ın Ermeniler tarafından işgal edilmesi nedeniyle evlerini terk ederek Azerbaycan'ın farklı bölgelerindeki kamplarda yaşayan insanları fotoğraflamış. portrelerden oluşan sergi etkileyici ve besleyiciydi. ne hikayeler yazılıyordu yeryüzünün hiç bilmediğimiz, gitmediğimiz bir köşesinde. bihaber kendi telaşımız içinde yaşamaya devam ediyorduk. (sergi 29 Haziran'a kadar gezilebilir) 




sergiden sonra sahil boyunca yürüyerek Kabataş'a fünikü aracılığıyla Taksim' e çıktık. Atlas pasajı, Anzavur pasajı ve Hazzopulo pasajına girip etrafı inceledik, neler var yok, moda ne alemde, insan ne giyip takıştırıyor, öğrendik. 



Hüseyin Ağa camiine İkindi namazı için girdiğimizde kadınlar mahfilinin aşağı kata alınmış olduğunu gördüm. üst kat benim için daha rahat oluyordu, giriş kısmında ayrılan bu yer ise daha sınırlı ve küçük. İstiklal'e gelmişken kitapevlerine uğramamak olmazdı, birkaçına girdik çıktık. ve nihayet akşam olup yorgunluktan ayaklarımızı hissedemez hale gelince Karaköy sahilinde yer alan salaş çay bahçelerinde oturup yaşayan İstanbul'u seyre koyulduk. durup izlemek, tefekkür etmek ne iyi geliyordu insana!



Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...