8 Mayıs 2014 Perşembe

İTEF: Hayatımın öyküsü


dün okul çıkışı itef kapsamında düzenlenen 'Hayatımın Öyküsü' konulu programa katılmak üzere İstiklal caddesinde bulunan Sismanoglio Megaro'daydık.
ağlamaklı havanın etkisinden olsa gerek derslere uyurgezer halde girdim, çıktım. öğretmen değil de öğrenci konumunda olsaydım başımı sıraya koyup bütün günü uyuyarak geçirebilirdim. hatta etkinliğe katılmayı da neredeyse erteleyecektim. fakat sonrasında, madem İstanbuldasın, hayallerinin şehrindesin öyleyse sana bahşedilen bu nimetin hakkını ver, dedim ve Kabataş tramvayında kendimi buldum.
ikindi namazını Hüseyin Ağa camiinde eda etttikten sonra Sismanoglio Megaro'ya geçip yerimize yerleştik.
sırasıyla Ercan Kesal, Hikmet Hükümenoğlu ve Yekta Kopan kendilerini etkileyen öyküleri bizimle paylaşmak üzere söz aldılar.
keyifli, düşündürücü ve besleyici bir etkinlikti. her üç yazarın da buluştuğu ortak nokta şu oldu: okumak, okumak, okumak ve yazmak!
bu varış noktası beni indirilen ilk ayetlere, Alak süresinin başına götürdü: oku, yaradan Rabbin adıyla oku.o seni bir kan pıhtısından yarattı. o sana kalemle yazmayı öğretendir.
aldığım notlar arasında şu da var: yazmak insanın karanlık yönlerini ortaya koyar.
ve son olarak Yekta Kopan'ın da dediği gibi, sanat insanı baştan çıkaran bir eylemdir.

bu arada Yekta Kopan'ın hep o televizyondan alıştığımız sesine karşımızda vücut bulmuş bir halde şahit olmak çok hoştu. Türkçeyi akıcı kullanışına, diyafram nefesiyle uzun cümleler kurarak konuşmasına hayran kaldım.




4 Mayıs 2014 Pazar

Güzel İstanbul


Güzel İstanbul'da bahar işte böyle güzel.
bu mevsimde Türkiye'nin her yeri güzelleşiyor.
5 yıl önce mezuniyet gezisi için bir Mayıs günü üniversiteli bir otobüs yola koyulmuş, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu'ya kadar uzanmıştık.
bahar tüm tazeliğiyle esenlikler serperken üzerimize hayatımın en tatlı, en huzurlu, en tasasız günlerini geçirmiştim.
öyle ki her zaman sıkıntıyla kemirdiğim yara bere içindeki dudaklarım rahat bir nefes alabilmişti.
4-5 saatlik uykuya rağmen -otobüslerdeki kestirmelerimi saymazsak- dinç bir şekilde uyanıyor ve yurdun çeşitli şehirlerini merakla, ilgiyle geziyordum.
ne güzel günlerdi.

şimdi bacaklarımda tuhaf bir sızlamayla masmavi gökyüzünü sarıp sarmalayan beyaz bulutlara bakıyor, ruhumun neden böylesine yorgun hatta çok yorgun olduğunu anlamaya çalışıyorum. hani ismet özel diyordu ya, "saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda." işte o dizenin kendimde hayat bulduğunu hissediyorum.

26 yaş hayatımın en zor çağı olmadı çok şükür.
çağının hükümranlığının sona ermesine birkaç ay varken bu yılın benim için güzellikler, başlangıçlar, yenilikler ve bitişlerle dolu olduğunu görüyor ve ufaktan veda senfonileri gönderiyorum ona.

tüm bunları düşünürken sonunda tek bir cümleye varıyorum:

her şeye rağmen hava işte böyle güzel.

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...