20 Aralık 2014 Cumartesi

ev alırken/ kiraya çıkarken dikkat edilecek hususlar ....


şimdi kendi edindiğim tecrübelerden yola çıkarak konuşacağım. tecrübem de öyle böyle değil hani. yüksek lisans ile beraber 7 senelik hayatım boyunca 9 ev 3 şehir değiştirmiş biri olarak konuşuyorum. çalışma hayatına girdiğim 15 aylık süreçte 2 ev dolayısıyla 2 semt değiştirmiş biri olarak buradayım.

mümkünse ev şehir merkezinde olacak. tabi bu söylediğim küçük şehirler için olmazsa olmaz şart. büyük şehirde evin ya işine/okuluna ya bulunduğun ilçenin merkezine yakın olacak. olmalı. başka türlü ulaşım şartlarının çok zor, alışverişini rahatça yapamadığın bir mevkiide yaşamın gittikçe güçleşiyor çünkü.

zemin katta olmasın; ya kedi girer evinde doğum yapar ölü yavrularını bırakır ya da komşularının her türlüğü pisliği sana ulaşır ya da millet ziline basar, olmadık insanlar adres sorar. ya sabır çek bolca!

birinci kat olmasın; dairenin altı boş olsun olmasın kombiyi ne kadar yükseltirsen yükselt o lanet olmayısıca ev bir türlü ısınmaz. lakin elini yakan fatura seni ısıtmaya yetmeyecektir. bir bardak soğuk su iç lütfen.

11. kat gibi üst katlar olmasın; zira su, üst katlara can havliyle ulaşmaya çalışırken senin nasibine damla damla düşer, bu durum da sinirlerini hoplatacaktır. tazyikli akmayan su eski yöntemlere döndürüp banyonu kova maşrapa ile doldurtur, o bir türlü tam temizlenemediğin hissi ise seni rahat bırakmaz. hamama mı gitsek acaba?

apartmanın en üst katında oturmayacaksın; çatı akar evini su basar, asansör bozulur merdivenlerden kan ter içinde çıkarsın. ne hikmetse burası da soğuktur, sanırsın kuzey kutbundan bir mahalle. ne diyelim al battaniyeni, sokul kanepeye!

ev kuzeye bakmasın, kışın donarsın. güneye bakmasın, yazın yanarsın. neyse ki sıcağı seviyorum. yanmaya hazırım! güney'den ev tutabilirim. elveda dostlarım.

site içinde yaşadığım evler de ısı ayarı her zaman iyi olmuştur. soğuk kış günlerinde dışarıdaki o zemheriden bîhaber kısa kollular ile gayet rahat gezinirsiniz evin içinde.

ev eski olmasın; yaşı onu aşmış evlerde tuhaf mutfak yada banyo kokuları oluyor.bir de hayatımızda hiç görmediğimiz tuhaf böcekler. zoolog aranıyor! yüksek maaşlı, yemek ve sigorta dahil!:)

o olmasın bu olmasın derken sanırım geriye elle tutulur cinsten bir şey kalmadı. biz en iyisi mağara devrine geri dönelim. 

şaka bir yana en hayırlısını isteyelim de Rabbim sorunsuz içindeki yaşayanlarıyla beraber güzel, bereketli, huzurlu evler nasip etsin hepimize. Amin.

esen kalın efendim.




16 Aralık 2014 Salı

Anne ben öğretmen oldum - Bölüm 3

öğretmenlik mesleği, öğretme esaslı bir fiil olmakla kalmıyor beraberinde psikolog olmayı da gerektiriyor. öğrencinin biri ödevini yapmamışsa teneffüste bir kenara çekip de sorunca sebebini, iyi ki kızıp rencide etmemişim sınıfın ortasında, diye şükrettiğim ne çok vakit oldu/oluyor. zira sorduğum her sorunun akabinde ya anne babası boşanmış çocuklar ya hasta bir kardeş ya dikkat eksikliği yüzünden kendisini bir türlü hiç bir şeye veremeyen yüzler görüyorum.

çaresiz kalakalıyorum.

bazen yanıma gelip bir soru sorup yardım istiyorlar. bildiklerimi söylüyorum. yetersiz kalıyor bildiklerim kimi zaman. kitaplara sarılıp nasıl yardımcı olabileceğimin telaşıyla kendimi yetiştirme çabasına giriyorum. onlarla ben de öğreniyor, yenileniyorum. bazen sırdaş seçiyorlar beni, sıkı sıkı tembihleyip, "konuştuklarımız aramızda kalsın hocam" diyorlar defalarca. "unuttum bile" diyorum rahatlatmaya çalışarak.

ne çok sır, dert, sıkıntı, hikaye biriktiriyorum içimde.

elimden hiçbir şey gelmeyişime üzülüyorum en çok. sadece dua edebiliyorum.


10 Aralık 2014 Çarşamba

Life is busy

bazen durup uzun uzun nefes almak istiyorum. kafam da boş olmalı.
bir şeylerin peşinde koşturmak, yapılacak listesine bir şeyler ekleyip çıkarmak yoruyor mu oyalıyor mu, anlayamıyorum.
bu yıl nasıl olup da hayatın daha da yoğunlaştığını gördükçe şaşırıyorum.
şikayetçi değilim ama bir şeyler de yarım kalıyor gibi.
belki insan olmanın özelliğidir bu: tamamlanamamak ve tamamlayamamak!

24 Kasım 2014 Pazartesi

3 saniye

Semtimi degistirdigimden bu yana pek de mutlu değilim.bu semtte calismayi seviyorum ama yaşamayi değil. Kendime beni her sabah mutlu edecek bir 3 saniye buldum. Otobüs istasyon duragindan geçtikten sonra denizi gören bir mesafeden geçiyor. Oturuyorsam eğer 3 saniye boyunca ayaktaysam 5 saniyede denizi, üzerindeki yük gemilerini, denizin durgun yada dalgali olduğunu, renginin griye yahut maviye caldigini görebiliyorum. Bu da dünyanın en güzel saniyeleri oluyor.

19 Kasım 2014 Çarşamba

Gülümseten bir anı

Pazartesi,  nöbet günüm. Teneffüste devriye gibi bir aşağı bir yukarı yürürken öğrencilerimden  biri yanıma gelip gulumseyerek:

Hocam durgunsunuz  bugün, dedi.

Öyle miyim? Dedim.

Evet hocam, konuşmak ister misiniz?

Bu teklif üzerine bir kahkaha attım ve akabinde teşekkür ettim.  İlahi çocuk! Hangi amerikan filminden öğrendin bu sahneyi?

3 Kasım 2014 Pazartesi

Eşyanın kıymeti


Kupa bardağımı dedemin evinde unutmuşum. Oysa yanımdan hiç ayirmiyordum onu. 6 yıllık yol arkadaşımdi o. Sakarya da yüksek lisansa başlarken satın almış, kürkçü dükkanına Yalova'ya birlikte dönmüş akabinde İstanbul'a getirmiştim. Bir önceki kupam 13 yıllıktı ve Çanakkale'deki üniversite evimde bir anlık bir boşluğa kapılarak düşürmüştüm.

Canım çok acımıştı.  Sanki içimden devasa bir parça kopmuş, yarım kalmıştım. Hayatıma tanıklık eden koca bir dönem onunla paramparça olmuş, zevale yenik düşmüştü.

yeni bir kaybın ardından anlıyorum ki eşyanın hatıralara eşlik eden bu yönü hem güzel hem acıklı. düşünsenize küçücük bir parça sayfalarca yer işgal edecek anıları, fotoğrafları saklıyor.

Bir an evvel dedemin duvarları türbe yeşili evine uğrayıp kupa bardağımı beni beklediği raftan almalıyım.

Zira geçmişimi koruyan hatıralarıma ihtiyacım var. herkesin olduğu gibi.

31 Ekim 2014 Cuma

Sevmek...

Bu şehirde yaşamayi seviyorum. Eve yorgun argin döndüğümde yaşamanın lezzetini aldığım, yorulabildigim, günlerce televizyon ve bilgisayar açmadan yatağa girdiğim için memnunum. Tramvay bekleyen kalabalığın arasına karışıp insanların konuşmalarına kulak misafiri olmayı, yüzlerine bakıp hikayelerini tahmin etmeyi, hiç tanımadığım insanlarla iş dönüşü birkaç kelâm etmeyi seviyorum. Canım sıkılınca şehrin camilerine gidip öğle ya da ikindi namazlarina durmayı, seyyar satıcılardan portakal suyu alıp yol boyunca içmeyi seviyorum. Kentin sokaklarında fotoğraf çekmeyi, o sokaklarda öğrencilerim ile karşılaşmayı, defalarca gittiğim tarihi mekanlarda yeni güzellikler keşfetmeyi seviyorum.
Sevmek güzel şey.
Vesselam. 

23 Ekim 2014 Perşembe

Taşınma öncesi hüzün nakaratları


yakın zamanda yine bavullar ellerimde, kitaplar kolilerinde şehrin bir başka semtinde yeni arkadaşlar ile yeni bir hayata başlayacağım. bulunduğum muhiti seviyordum, alışmıştım, zira sabahleyin vuran güneş ışıklarının yapraklarla olan dansı perdeme, yerdeki halıya ne güzel yansıyor. şimdi o ışık oyunlarını bırakıp gitmek bile canımı acıtıyor.

insan, bu yaşında anlıyor. aslında ayrılık kaygısı yaşadığımdan beri müthiş bir hüzün veriyor bir yerlerden ayrılmak.

oysa eskiden böyle değildi, şevk ile heyecan ile toparlanır her sene bir ev değiştirir, tebdil-i mekanda ferahlık vardır cümlesini dilimde şarkı ederdim. macera gözüyle bakardım her toparlanmaya.

gel gör ki büyümekten yaşlanmaya yol aldığımdan beri her şey bir hüzne bulandı. hayal kırıklıkları da cabası. planlar vardı, başkaydı bambaşka. ancak hepsi çöpe atıldı. 

böyle böyle bazen gözüm görmüyor bu hüzün bulutlarından kimseyi, hiçbir şeyi.

öylece iyileşmeyi bekliyorum.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Makedonya'ya doğru - Bölüm 4



Makedonya'da yemek önemli bir sorundu zira hıristiyan bölgesinde herhangi bir şey yemek haram-helal unsuruna dikkat eden müslümanlar için sakıncalıydı. biz de yemeklerimizi Türk bölgelerinde yemeye ve helal mi sorusunu sormaya dikkat ettik. dönüşte havaalanında hiç bir şey yiyemedik, şüphelendiğim için. Allahtan yanımda çubuk kraker vardı da onunla açlığımı bastırdım.




Makedonya'da neler yedik?

*köfte (onlar kebap diyorlar)
*sophka salatası
*simitpogaca (kahvaltı niyetine)
*burek
*tiriliçe tatlısı
*yoğurtlu dondurma



Makedonya'nın nelerini sevdik?

*çeşmeslerini, sularını
*havasını
*yeşilliğini
*yaya görür görmez duran araba şöförlerini
*Matka kanyonunu
*gölünü
*hormonsuz meyve ve sebzelerini








bir arkadaştan gelen soruları da cevaplayarak Makedonya güncesini tamamlayalım.

*bir turla mı yoksa kendiniz mi gittiniz?

 bir arkadaşımla beraber çıktık bu yolculuğa. tur ile gezmenin tadını alamayanlardan olduğum için kendimiz önceden planlar ve araştırmalar yaparak bu yolculuğa çıktık. dil konusunda hiç bir sıkıntı çekmedik. bazen türkçe, bazen ingilizce bazen beden diliyle anlaştık.

*kaldığınız yerler güvenli miydi biz de gitmek istesek rahatça bulabilir miyiz?

mutlaka önceden apart ya da otel ayarlamalısınız. booking vb siteler size bu konuda yardımcı olur. biz Üsküp'te bir öğrenci yurdunda misafir olarak kaldık. Ohri'de kaldığımız apart biraz sorunluydu. banyosu odanın dışındaydı mesela:(

*vasıtaları nasıldı?

şehirler arası yolculuk yaptığımız otobüslerin birkaçı bizim taşıtlarımıza benziyordu hani şu televizyonsuz olanlarına. sadece bir araçta klima yoktu. ohri'ye giderken 3 saat boyunca sıcaktan saunada yolculuk yapıyormuş hissine kapıldım.

şehir içi ulaşım için kullanılan otobüs ve taksiler hem ucuz hem rahat. ama taksinin de ucuzunu bulmalı ve pazarlık yapmalısınız.

*gece gezmeleri güvenli miydi?

kesinlikle evet. özellikle Ohri gece hayatının çok yoğun yaşandığı bir su şehri. biz gece 12'ye doğru apartımıza dönerken sokaklar cıvıl cıvıl ve hareketliydi. Üsküp biraz daha sakindi. ama güvenlik açısından sorunlu yerler değil.


7 Eylül 2014 Pazar

Makedonya'ya doğru - Bölüm 3

Üsküp'te gecelediğimiz bir günü şehre bir saat uzaklıktaki başka bir kenti tanımak üzere değerlendirdik: Tetova. Burada görülmesi gereken iki yer var.

*Harabati baba tekkesi
*Alaca cami




Üçüncü durağımız Ohri oldu. Ohri adeta deniz büyüklüğünde kocaman bir göle sahip. akşam üstü herkes kendini yürüyüş yapmak üzere göl kenarına atıyor. biz de kaldığımız günlerce mutlaka bu nimetten yararlandık; kah göl çevresinde yürüyüş yaptık kah kafelere oturduk. son gün paramız suyunu çekince bir banka tüneyip Türkiyeden getirdiğimiz kuru yemişlerimizi atıştırdık.




bu şehirde ne hikmetse arkadaşım ve ben çok dikkat çektik. Sevda, özellikle insanların beni süzdüğünü söyledi ki sanırım genç tesettürlü bir kız görmemiş olmalarından kaynaklanıyordu bu durum. açıkçası bir müddet sonra çok sıkıldım. insanların nazarı kötü değil lakin uzaylıymış muamelesi görmek de hiç hoş değildi.



Ohri tarihi, kültürel ve coğrafi özellikleri barındıran bir şehir. şöyle düşünün, şehrin bir yerinde Safranbolu evlerine benzer evler var, bir yerinde minik bir Efes antik harabe ve tiyatrosu, bir yeri de Yalova, Çanakkale, Zonguldak Ereğli gibi deniz kenarında yürüyüş yapabildiğiniz sahil şehirlerini andırıyor.

bir de feribot ile açılarak bir saat on beş dakika uzaklıkta gidilen Sv. Naum bölgesi var ki hala tabî güzelliğiyle hafızamda taptaze duruyor. işte fotoğrafı. siz de sevdiniz değil mi?



son şehir Struga. burayı da açık hava havuzu olarak hatırlıyorum. zira ohri gölüne kıyısı olan bu şehirde insanlar sokaklarda mayoyla gezip her köprüden suya dalış yapıyordu. su tertemiz, berrak ve yeşil ila mavinin en güzel tonları arasında.



Koşturmadan, özünü doya doya yaşayacağınız dinlendirici bir seyahat için Makedonya şiddetle tavsiye edilir. Biz Ağustos’un on beşinden sonra çıktık yola. havası harikaydı. Hatta geceleri serin bile oluyordu. Gündüzler sıcak, terletmeyen türden. Efil efil esen rüzgarı ferahlatıcı ve huzur vericiydi.



5 Eylül 2014 Cuma

Makedonya'ya doğru - Bölüm 2


Sekiz günlük Makedonya gezisini dört şehir turuyla tamamladık. başkent Üsküp (Skopje) en fazla zaman geçirdiğimiz şehir oldu. aslında burası için 3 gün yetip de artıyor bile. bu şehre geldiğiniz zaman mutlaka uğrayıp görmeniz gereken yerler nereler?


*Üsküp Türk Çarşısı
*Taş köprü
*Bitpazarı
*Matka kanyonu
*Makedonya şehir müzesi
*Mustafa Paşa cami
*Murat Paşa cami
*İsa Bey cami
*Üsküp kalesi
*Büyük İskender heykeli
*Rahibe Terasa evi



üstteki fotoğraf kalenin hemen eteğindeki Mustafa Paşa camine ait. ben burayı Bursa'daki Hüdevandigar camilerine benzettim. bahçesi de aynı Yeşil Caminin avlusunu andırıyordu. zaten Üsküp pek çok yönüyle Bursa'ya benziyor. yüksek dağları, çeşmeleri, suları, camileri, yeşilliği bunun için birkaç örnek.




kaldığımız yurdun odasından görünen bu şahane cami İsa Bey cami. her sabah uyanıp pencereden baktığım vakit eski Üsküp'ü ve bu nadide eseri görüp selamlaşmak çok güzeldi.


Üsküp eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrılmış durumda. Taşköprü civarına yapılan devasa heykeller cami ve minareleri kapatıyor. en yüksek dağa yerleştirilen kocaman bir Haç var ki geceleri de ışıldayarak Üsküp'ün kimliği hakkında bize farklı bir bilgiyi sunuyor. devasa haça rağmen Üsküp beş yüz küsur yıl Osmanlı bayrağı altında yaşayan ve fethedildiği günden bu yana bizden, canımızdan bir parça. bu yüzden Makedonya ve Balkanlar mauhakkak gidip ziyaret edilmesi gereken yerler.


31 Ağustos 2014 Pazar

Makedonya'ya doğru - Bölüm 1


Niyetimde başka bir ülke bambaşka şehirler vardı lakin kısmetimizde Makedonya'nın leziz buz gibi suyundan, tertemiz mis gibi havasından, hormonsuz doğal yemeklerinden ve o harikulade tefekkür ettiren manzaralarından nasiplenmek varmış.

Üniversiteden bir arkadaşımın ceddi taaa Fatih Sultan Mehmet zamanında Konya civarından iskan politikası nedeniyle Balkanlara, Makedonyaya yerleştirilmiş. aklımıza bize mihmandarlık yapıp yapamayacağı sorusu geldi. sağolsun bizi kırmayınca biletlerimizi alıp gün saymaya başladık.

İstanbul-Üsküp arası uçakla bir saat. bileti 20 gün öncesinden aldığımız için kişi başı gidiş-dönüş 455 tl ye geldi. birkaç ay öncesinden planlasaydık bu geziyi biletler için yarı fiyat öderdik.

Makedonya ekonomik olarak pek parlak bir ülke olmadığı için 8 günlük yolculuğumuzda cep harçlığı olarak 500 tl bize yetti. 5 gece Üsküp'te bir öğrenci yurdunda misafir olarak, 3 gece Ohri'de gecesi kişi başına 10 Euro ödemek üzere kaldık.

Tabî güzellikleri, eski otantik sokak ve çarşıları, camileri kiliseleri, ezanları, çanları ve berrak yemyeşil göl suyundan her türlü lezzete vararak dolu dolu ancak aynı zamanda sakin bir seyahat yaşamak isteyenler için Makedonya şiddetle tavsiye edilir.

ayrıntılar için daha sonraki postlarda görüşmek dileğiyle.


12 Ağustos 2014 Salı

Sabredenleri müjdele


Fatih'in en sevdiğim yerlerinden birisi Şehzade Camiinin mevkiisidir.
ikindi namazı için aylar sonra ziyaret edebildiğim caminin bahçesi envai çeşit ağaçlarla, bitkiler ve çiçeklerle bezeliydi. deyin ki cennetten bir köşe.
namazın sonunda imamın okuduğu aşr-ı şerif bir cevap gibiydi.

Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.
Allah yolunda öldürülenlere "ölüler"" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.
Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!
O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve O'na döneceğiz, derler. 
İşte Rablerinden bağışlama ve rahmet onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır. (Bakara süresi 153-157)


27 Temmuz 2014 Pazar

Ramazana Veda

ömrümüzün bir Ramazan'ı daha geçti gitti. güzel hatıralar bırakarak.
İstanbul'da Ramazan coşku, heyecan ve kah neşeyle kah İsrail teröristinden ötürü hüzünle ama çokça duayla zikirle ibadetle geçti.
şehrin önemli manevi noktaları Süleymaniye, Sultanahmet, Eminönü bunu doyasıya hissetti.
biz de bazen tepedeki gül'ün yanında açtık iftarımızı ki ben buna iftar pikniği adını verdim, bazen Gülhane'de.
gece 02.00lere kadar çalışan tramvayın ve evimizin durağa yakın olmasının da bunda payı büyüktü.
Üsküdar'dan salınarak geçtim bazen, zaman oldu yenikapı ramazan etkinliklerine uğradık, duman altı olan aksaray horhor'a da gittik, çemberlitaştaki kalabalığın ardına düşüp sirkeciye kadar yürüdük.
dün de sultanahmet ile ayasofya arasında, havuzun karşısına düşen bir yere örtümüzü serip sırtüstü uzandık ve yıldızları seyredip yarın havanın yağmurlu olabileceğini konuştuk Sevda ile.
istanbulun göbeğinde yerle gök arasında şehri, akıp giden hayatımızı, 26 yaşımızın son günlerini, hayallerimizi, hedeflerimizi, yarınlarımızı konuştuk. ama bunları içimizden...

bugünleri nasip eden Rabbim güzel bir gelecek ver bize. Amin. Velhamdulillahirabbilalemin.



23 Temmuz 2014 Çarşamba

Satılık ceket

sadece 2 kez giydiğim bu şık ve özgün tasarımlı ceketimi satıyorum. ilgilenenlere duyrulur:

http://www.gardrops.com/kadin/blazer/cicekli-blazer-ceket


16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yaz kızım

Yaz kızım
Bugün insanlık sınıfta kalmıştır
Ne Filistin ne Suriye ne de zulüm altında inleyen kardeşleri adına
Kimse hiçbir şey yapmamıştır
Kağıdı boş vermiş
Sıfırı çakmıştır


Güngören/Temmuz 2014

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Ağıt



Adım Suriye gözlerim Irak yüreğim Filistin
Çığlık çığlığa gece gündüz kâbuslarla savaşırım
Karşımda yel değirmeninden şövalyeler
Ruhumu cimciklemedeler
Yalnızım, kimsesizim
Bir Allahım var başka yok sahibim
Sağır, dilsiz ve kör kardeşlerim
Tanıştığıma memnun oldum

Toprağı her daim taze mezarıma yine beklerim.

Üsküdar/Temmuz 2014

6 Temmuz 2014 Pazar

Ah o eski Ramazanlar


birkaç gün evvel iftarımızı gülhane parkında piknik yaparak açtıktan sonra sultanahmetteki ramazan etkinliklerine katıldık.
en son 9 yıl önce lise son sınıfta okurken ramazan'da sultanahmet'i gezmiştim. bir daha ramazanda İstanbul'a gelmek nasip olmadı. ta ki bu şehre atanana kadar...
o zamanki gençlik enerjimle ayasofya ile sultanahmet arasında dört dönmüş, macun yemiş, alman çeşmesinde dağıtılan şerbeti su zannıyla yüzümüzü yıkamış, küçük dükkanları gezmiş, türkü okunan küçük bir çadıra cesaretle girmiştik arkadaşlarımla beraber. çok eğlenmiş, keyif almış ve unutulmaz bir anı olarak zihnimdeki en müstesna yere saklamıştım.
bu yılki ziyaretimde o tadı alamadım.
sanırım eski coşkum yoktu.
eski gençliğim de.
bir kenarda oturup meydanda gezinen insanları izlerken düşünmeye fırsatım oldu; herkesin söyleyip durduğu "Ah o eski ramazanlar" ifadesini o vakit anladım.
herkesin "o eski ramazanları" kendisineydi.




26 Haziran 2014 Perşembe

Grup Terapisi

her şey bir anda oldu bitti.

twitter'da gördüm ilanı.
sonra başvurdum.
8 haftalık bir psikodrama eğitimine başladım.
konusu öfke kontrolü.

hani o amerikan filmlerinde gördüğümüz belirli sayıdaki kişinin halka şeklinde oturup, meraba ben saliha, girizgahıyla başlayıp konuşa konuşa sorunlarını halletmeye çalıştığı terapilerden.

ilk seansta öfkelerimizi tanıdık ki bu çok ilginç bir süreçti; zira dramalar yoluyla öfkemizi sergileyip onun nasıl bir varlık olduğunu anlamaya çalışırken hem zorlandık hem gerildik hem eğlendik. deneyim müthişti.
akabinde terapistin bizler hakkında bazı söyledikleri aslında bana hiç de yabancı gelmedi; benim de düşüne düşüne ulaştığım sonuçlardı. lakin o işin üstadı olduğu için benim yıllardır süren anlayış çabamın sonuçlarını o tek seansta keşfetti.

neredeyse 4 saati bulan başkalarının hayatını daha doğrusu öfkesini oluşturan nedenleri drama yoluyla oynar, yaşar ve izlerken gözyaşlarımızı tutamadığımız zamanlar oluyor. gariptir zamanı unutuyoruz acı içimizi boğarken. benim yaşadığım neymiş ki, diyorum. sıra bana gelip de konuşmaya başladığımda doluyor gözlerim. herkesin imtihanı çok farklı. hakikaten dağına göre kar veriyor Rabbim ve sınıyor.

içerikten daha fazla bahsedemeyeceğim çünkü her bilgi bizde yani grup içinde mahfuz. yargılama ve genellemelere, grup içinde karşılıklı diyaloglara asla izin verilmiyor. oynamaya ve çözmeye odaklanıyoruz ki bu da farkındalığımızı arttırmayı sağlıyor.

bundan sonrasını merakla, korkuyla ve keyifle bekliyorum.

12 Haziran 2014 Perşembe

Tramvay Günlükleri - Tophane, Taksim, Karaköy

önceki gün kadim dostum Sevda ile Tophane'de bulunan  KIlıç Ali Paşa camiinde buluştuktan sonra rotamızı Tophane-i Amire Kültür Sanat merkezine çevirdik. neredeyse haftanın bir kaç günü tramvay ile önünden geçtiğim bu tarihi yapı meğer kültür sanat merkeziymiş. Fatih Sultan Mehmet zamanında o meşhur topların döküldüğü bu mekan günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar fakültesine devredilerek çeşitli sergilerin yer aldığı bir kültür merciine dönüştürülmüş.



biz, Eve Dönen Beş Yol, sergisi için oradaydık. fotoğrafçı Philipp Rathmer, siyah fon üzerinde gerçekleştirdiği çekimlerde Dağlık-Karabağ'ın Ermeniler tarafından işgal edilmesi nedeniyle evlerini terk ederek Azerbaycan'ın farklı bölgelerindeki kamplarda yaşayan insanları fotoğraflamış. portrelerden oluşan sergi etkileyici ve besleyiciydi. ne hikayeler yazılıyordu yeryüzünün hiç bilmediğimiz, gitmediğimiz bir köşesinde. bihaber kendi telaşımız içinde yaşamaya devam ediyorduk. (sergi 29 Haziran'a kadar gezilebilir) 




sergiden sonra sahil boyunca yürüyerek Kabataş'a fünikü aracılığıyla Taksim' e çıktık. Atlas pasajı, Anzavur pasajı ve Hazzopulo pasajına girip etrafı inceledik, neler var yok, moda ne alemde, insan ne giyip takıştırıyor, öğrendik. 



Hüseyin Ağa camiine İkindi namazı için girdiğimizde kadınlar mahfilinin aşağı kata alınmış olduğunu gördüm. üst kat benim için daha rahat oluyordu, giriş kısmında ayrılan bu yer ise daha sınırlı ve küçük. İstiklal'e gelmişken kitapevlerine uğramamak olmazdı, birkaçına girdik çıktık. ve nihayet akşam olup yorgunluktan ayaklarımızı hissedemez hale gelince Karaköy sahilinde yer alan salaş çay bahçelerinde oturup yaşayan İstanbul'u seyre koyulduk. durup izlemek, tefekkür etmek ne iyi geliyordu insana!



8 Mayıs 2014 Perşembe

İTEF: Hayatımın öyküsü


dün okul çıkışı itef kapsamında düzenlenen 'Hayatımın Öyküsü' konulu programa katılmak üzere İstiklal caddesinde bulunan Sismanoglio Megaro'daydık.
ağlamaklı havanın etkisinden olsa gerek derslere uyurgezer halde girdim, çıktım. öğretmen değil de öğrenci konumunda olsaydım başımı sıraya koyup bütün günü uyuyarak geçirebilirdim. hatta etkinliğe katılmayı da neredeyse erteleyecektim. fakat sonrasında, madem İstanbuldasın, hayallerinin şehrindesin öyleyse sana bahşedilen bu nimetin hakkını ver, dedim ve Kabataş tramvayında kendimi buldum.
ikindi namazını Hüseyin Ağa camiinde eda etttikten sonra Sismanoglio Megaro'ya geçip yerimize yerleştik.
sırasıyla Ercan Kesal, Hikmet Hükümenoğlu ve Yekta Kopan kendilerini etkileyen öyküleri bizimle paylaşmak üzere söz aldılar.
keyifli, düşündürücü ve besleyici bir etkinlikti. her üç yazarın da buluştuğu ortak nokta şu oldu: okumak, okumak, okumak ve yazmak!
bu varış noktası beni indirilen ilk ayetlere, Alak süresinin başına götürdü: oku, yaradan Rabbin adıyla oku.o seni bir kan pıhtısından yarattı. o sana kalemle yazmayı öğretendir.
aldığım notlar arasında şu da var: yazmak insanın karanlık yönlerini ortaya koyar.
ve son olarak Yekta Kopan'ın da dediği gibi, sanat insanı baştan çıkaran bir eylemdir.

bu arada Yekta Kopan'ın hep o televizyondan alıştığımız sesine karşımızda vücut bulmuş bir halde şahit olmak çok hoştu. Türkçeyi akıcı kullanışına, diyafram nefesiyle uzun cümleler kurarak konuşmasına hayran kaldım.




4 Mayıs 2014 Pazar

Güzel İstanbul


Güzel İstanbul'da bahar işte böyle güzel.
bu mevsimde Türkiye'nin her yeri güzelleşiyor.
5 yıl önce mezuniyet gezisi için bir Mayıs günü üniversiteli bir otobüs yola koyulmuş, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu'ya kadar uzanmıştık.
bahar tüm tazeliğiyle esenlikler serperken üzerimize hayatımın en tatlı, en huzurlu, en tasasız günlerini geçirmiştim.
öyle ki her zaman sıkıntıyla kemirdiğim yara bere içindeki dudaklarım rahat bir nefes alabilmişti.
4-5 saatlik uykuya rağmen -otobüslerdeki kestirmelerimi saymazsak- dinç bir şekilde uyanıyor ve yurdun çeşitli şehirlerini merakla, ilgiyle geziyordum.
ne güzel günlerdi.

şimdi bacaklarımda tuhaf bir sızlamayla masmavi gökyüzünü sarıp sarmalayan beyaz bulutlara bakıyor, ruhumun neden böylesine yorgun hatta çok yorgun olduğunu anlamaya çalışıyorum. hani ismet özel diyordu ya, "saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda." işte o dizenin kendimde hayat bulduğunu hissediyorum.

26 yaş hayatımın en zor çağı olmadı çok şükür.
çağının hükümranlığının sona ermesine birkaç ay varken bu yılın benim için güzellikler, başlangıçlar, yenilikler ve bitişlerle dolu olduğunu görüyor ve ufaktan veda senfonileri gönderiyorum ona.

tüm bunları düşünürken sonunda tek bir cümleye varıyorum:

her şeye rağmen hava işte böyle güzel.

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...