18 Kasım 2013 Pazartesi

Eminönü'nün incisi


Hiç beklemediğiniz bir anda, meselâ bir film sahnesinde, gazete köşesinde, albüm içinde karşılaşırsınız onunla. Göz bebeklerinizin büyüdüğünü hissedersiniz aşkla. Kendine has coşkulu kalabalıkları hep bereketlenen siluetleriyle nakşedersiniz o mekânı hafızanızda. Belki de bütün İstanbul oraya toplaşmıştır; kiminin derdi çeyiz düzmek, kimininki gezerek hoşça vakit geçirmektir, kimisi helâl rızkını kazanmak için kurulmuştur meydana, kimisi fotoğraf çektirmek üzere geçmiştir objektifin karşısına. Nihayetinde soluğu herkes bir huzur ikliminde alır, baş önde usulca Yeni Cami’nin avlusundan içeriye geçilir. 

Mahşeri bir yoğunluğu andıran avlu Türk Arap, Japon Alman, Fransız İtalyan ve daha dünyanın pek çok ülkesinden gelen ziyaretçileriyle dolup taşar gündüz gece. III. Murat’ın eşi Safiye Sultan temelini attırdığı bu caminin bugün şehrin adeta kalbinde bulunduğu tahmin edebilir miydi? Ya üç mimarın elinden geçerek ancak başlangıcından 66 yıl sonra tamamlanarak Osmanlı tarihi boyunca yapımı en uzun süren külliye olma özelliğine sahip olduğunu bilseydi ne hissederdi, neler söylerdi? Bilmiyoruz.

Piramit misali kat kat yükselen kubbeleriyle emsallerinden ayrılan Yeni Camii IV. Mehmet’in annesi Valide Turhan tarafından tamamlattırılmıştır. Zarif Osmanlı Hanım sultanlarının etkisini cami yapısında açıkça görebiliriz. Zira narin, hoşsohbet ve kibar bir hanımefendiyi hatırlatan bir görünümü vardır diğer adıyla Yeni Valide Camii’nin. Denizin kıyısında durmuş, tramvaydan inenleri, vapura binenleri, balık ekmek yiyenleri, yaz kış demeksizin denize olta atıp bekleyen köprü müdavimlerini, şehrin yerli yabancı misafirlerini mendiliyle selâmlamakta göz alıcı reveranslarıyla onları külliyesine dâvet etmektedir. İster Galata kulesinden, ister Boğaz Köprüsünden fark edersiniz bütün bunları. 

Çağrısına kayıtsız kalamadığımız bu hoş yapının içi Sultanahmet Camii’ndeki gibi hatta ziyadesiyle çinilerle bezelidir. Lâkin bu çiniler gözlerimizi kamaştırsa da kıymetçe daha düşüktür. Buna rağmen mavi, yeşil, beyaz renkli çiniler koyu ve açık tonlarıyla yerleştirildiği duvar ve zemini bir okyanusa çevirerek gözlere verdiği estetik ziyafetiyle kusurunu gizlemeyi becerir. Bu esnada bize düşen hayranlık ve keyifle camiyi seyretmektir. Bu seyir şairin o meşhur şiirini hatırlatır: 

“Anladım işi, san’at Allah’ı aramakmış;
 Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış.”1 

Avluyu, cami ve külliyenin dış cephe duvarlarını, meydanı kendilerine yuva edinen güvercinler birer manevî bekçi hükmünde buranın emniyetini muhafaza eder. Milletimize mahsus yiyecek ve giyeceklerin teşhir edildiği Mısır Çarşısı akın akın müşteriyi kendine çeker. Her bir cemal sahibi, kendi cemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, Yaratıcıya olan bağlılıklarını ifade etmek üzere O’na ibadet edilen mekânlar yaptıran zatların bu hizmetleri cömertliğin zirvesine oturadurur. Ve  şimdi onların adını hayırla zikretmek ve kendilerine duâ etmek düşer bize.


Dipnot:
1. Necip Fazıl Kısakürek.

1 yorum:

e-vren ;) dedi ki...

İşte bana böyle yazılar lazım! Çok güzeldi! İstanbul'a taşınalı 13 ay olmasına rağmen çok önemli yerleri henüz gezemedim fakat Yeni Camii'ye birkaç kez gitmek ve içinde namaz kılmak da nasip oldu. Orası ve Mısır Çarşısıyla beraber çevresi oldukça hoşuma gidiyor. Tek şikayetçi olduğum nokta aşırı kalabalık. Sayende Yeni Camii hakkında tarihi b o r bilgiye de sahip oldum ki bu anlattıklarından bihaberdim. (Bu benim ayıbım)

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...