10 Temmuz 2013 Çarşamba

Neden yüksek lisans?

Ellerini kavuşturup bir süre ovalarcasına hareket ettirdikten sonra soruyor:

-Neden yüksek lisans?

Hep aynı cevabı veriyorum:

-Üniversiteyken pek çok alanda ders gördüm. Dinler Tarihinden Kelama, Türk İslam Edebiyatından Mantıka, Tefsir Usulüne, Sanat Tarihine, Paleografiye... Her birinden bir parça bilgi öğrendim. Mezun olduğumda hiçbirisinde yetkin değildim. Öyleyse bir alanda uzmanlaşmalıyım.

İşte bu niyetle çıktım yola.


Sevdiğim iki alan vardı: Din Psikolojisi, Din Sosyolojisi. İlki ağır bastı.

Üç tercihim vardı:  Marmara Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi.

Marmara olmadı, çünkü ales puanım düşüktü; Uludağ olmadı çünkü 50 puan olan dil sınavında 47'ye takılı kalmıştım. Bu durumda bir yıl daha beklemek yerine Sakarya'ya başvurdum ve kabul edildim. Tarih 13 Ağustos 2009.

Nereden bilebilirdim ki yüksek lisans eşittir hoca demek olduğunu!



Danışman hocamızla bir türlü anlaşamıyordum. Hocanın benden ne istediğini anlamıyordum. Sırf tez konumu bile ilerleyen zaman içerisinde 3 kez değiştirmek zorunda kaldım.

Her hafta hocanın yanına gidiyor yaptıklarımı gösteriyor, ertesi hafta geribildirim almak üzere iki saatlik yoldan,  Yalova'dan geliyordum. Geldiğim vakit hocayı odasında bulamıyordum çoğu zaman. Telefonla arayınca ya bir toplantıda ya da derste olduğunu öğreniyordum. Kapısındaki sandalyelerde saatlerce bekliyordum, bekliyordum...

Nihayet hoca geldiğinde merakla odasına giriyor, hüsranla çıkıyordum yanından. Okumamış, düzeltmemiş yine çalışmalarımı.

Bu gelgitlerle ve asistanın yardımıyla epey ilerledim tezde. Zamanında savunma tarihini ayarladık. Lakin danışman hocam bırakın beni desteklemeyi sesini bile çıkarmadı jürinin yanında. Öyle bir an geldi ki alan dışındaki bir hocanın haksız sorusunu bir başka alan hocası cevapladı, beni destekleyerek.

Sonuç: 3 aylık düzeltme.

Savunmadan sonra İstanbul'da, Fatih'te bir aylık yoğun bir programa katılmıştım. ardından Ramazan gelmişti. Yorgundum, tezi elime alacak halim yoktu. Gitgide yuvarlanıyor gibiydim, karanlık bir kuyuda. 3 ay geçti, sonbahar bitti, kış geldi. Teze elimi bile sürmemiştim, her şey bir kenarda tozlanıyordu.


O sıralar sadece roman, hikaye okuyor, film seyrediyor, denemeler yazıyordum gazeteye. Canım sıkılıyordu, sıkılıyordu, çok sıkılıyordu. Kimselerle görüşmüyordum. Tam bir tecrit hali, toplumdan uzaklaşma. Belki de örtülü depresyondu yaşadığım, o zaman anlayamadım.

Bahar geldiğinde yeniden sarıldım kağıda kaleme. Annemin bir arkadaşının bir dost toplantısında benim için tefriciyye dağıttırmasının da hikmeti vardı bu yeniden dirilişte. Canla başla düzeltmeleri yaptım. Hocayı aradım, yeniden kendimi tanıttım. Telefondaki ses bir başka bombayı haber veriyordu:

-Artık danışmanın ben değilim, başka hocaya verildin.

Sinirlerim bozulmuştu. Meğer üniversitenin aldığı karar gereği uzatmaları oynayan öğrencilerin danışmanları değiştiriliyormuş.


Vardır bir hayır dedik, yeni hocayla tanıştık. okulun sevilen sayılan hocalarından imiş zat-ı muhterem. Fakat sonradan kendisine emanet edildiğimiz için hoca şaşkın, alanı farklı -mantık yada felsefeydi sanırım- işi başından aşkın vs. O da savunmaya kadar ilgilenemedi benimle adamakıllı.

Haa bu arada alınan yeni bir karar daha var: Sakarya Üniversitesi yüksek lisans yapan öğrencilerine mezun olmak için bir şart koşuyor: Bir makale yazacak ve hakemli bir dergide yayınlayacaksın.

Bu makaleyi yazmam 10 günümü aldı. Ama yayınlanması 6 ay! Çünkü hocalar arasında gidip geliyordum, eski hocam alan hocası olduğu için mecburen makale konusunda bana yardımcı olmak durumundaydı. Ama gelişigüzel bir rahatlıkla.... Makaleyi okudu, yarım yamalak düzeltti, her hafta yeni bir şeyler istedi ve öyle böyle derken aylar geçiverdi.

Ehh sonunda falanca üniversitenin hakemli dergisinde yayınlandı ve ben nihayet savunmaya girdim.

Savunma berbattı. Çünkü bir sürü hatalar buldular ve bunlar çok basit hatalardı. Eğer savunmaya girmeden önce doğru düzgün bir şekilde o tezi okusaydı  ikinci danışman hocam, bunca uyarıya, düzeltmeye maruz kalmayacaktım.  

İşte o vakit bir kez daha anladım: Yüksek lisans demek hocanın ilgisi, emeği, desteği ve başarısı demekti.

Hatalar yeniden düzenlenmek koşuluyla tez kabul edildi, Ocak 2013'de yüksek lisans eğitiminden mezun oldum. Başladığımdan 3,5 yıl sonra.

Jürideki hocalar hatalarımı şiddetli bir rüzgar edasında savururken yüzüme, içimden şunu tekrarlıyordum: eğer geçirmezlerse bırakacaksın, eğer geçirmezlerse bırakacaksın, bırakacaksın, her şeyi geride bırakacaksın...



Yaşadığım ruh halini kelimelere tam olarak yansıtamamış olabilirim, ne de olsa damdan düşenin halinden damdan düşen anlar.

Yalnız şunu da eklemeliyim, her fırsatta tezimi bitirmek için dua ediyordum Rabbime. Zira biliyordum başarıya ulaşmak hem fiili hem kavli dua ile mümkündü. Tezi bitireli 6 ay olduğu halde dilim bazen alışkanlıkla şu duayı tekrarlıyor: Allah'ım hayırlısıyla yüksek lisansı bitirip mezun olmamı nasip eyle, muvaffak ve muzaffer eyle:))

Hamdolsun, duam kabul oldu.

Hasılı kelam, bu iç döküşten çıkarılacak ders şudur:

"Tanımadığınız hocayla çalışmayın, anlaşamadıysanız eğer yol yakınken dönün ve bildiğiniz bir yerde yeniden başlayın."

İşte bir çile hüviyetini kazanan ahvalin kelimelere dökülmesi bu cümlenin hayat bulması içindi efendim.

Selametle...





     

3 yorum:

Delibu! dedi ki...

Ahh Saliha'cım yüksek lisans yoluna henüz girmemiş olsam da, umursamaz hoca ne demektir iyi biliyorum ve ruh halini anlayabiliyorum, tabi ki sadece ruhuna yansıyan bir şey de maddi anlamda da çok uğraşmışsın. Artık 'Hayırlı olsuuun!' demek kalmış geriye :)

Daimi muhabbetle.

Kumbaramdaki Kelimeler dedi ki...

Allah razı olsun Edacım, yazdıklarıma bir göz atınca bahsetmediğim pek çok şey varmış diyorum. çok şükür ki sona erdi:))

happy ramadan:)

hayalotobusu meral dedi ki...

yazının sonuna kadar, yoksa kabul etmediler mi diye korktum :)
vardır bunda da bir hayır diyoruz tabii, gerçi içindeyken biraz zor oluyor bunu söylemesi ama, atlatmışsın şükür :)

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...