19 Temmuz 2013 Cuma

İki yabancı


uyandığında üstünde günler öncesinden asılı kalmış yorgunluğun olduğunu fark etti. şehir çöplüğünü andıran zihnini boşaltmalı ve bir an evvel toparlanmalıydı. uyuşuk adımlarla banyoya gitti. kireç kokulu şehir suyuyla defalarca yüzünü yıkadı, yıkadı.

"Günaydın."

hevesle karşılık bekledi lakin tepki gelmedi. iletişimin doğru yaşanmadığı dahası olmadığı bir evde yeni bir güne uyanmanın ne önemi vardı.

aynı dili konuşmak birbirini anlamayı kolaylaştırmıyordu.

son cümleyi onlarca kez tekrarladı. yeni bir keşifte bulunmuş mucitler gibi sevindi. ömrünün rönesansını yaşıyor, aydınlama çağına giriyordu karısı sayesinde.

onun kıvırcık uzun saçlarına, kalınlaştırmak için günlerdir almadığı kaşlarına, duygularını gizlemek isteyen sımsıkı örülü dudaklarına baktı. eli her zamanki gibi ağzında, tırnaklarını yiyordu. 

oral döneme takılıp kalan karısının şimdi bir yabancıya dönüşmesi aklını karıştırıyordu. oysa anlamayacak ne vardı, herkes bu dünyada birbirine yabancıydı, yalnızca insan kalbinin izin verdikleri hariç.

2 yorum:

dilvin. dedi ki...

ve insan kalbi bazen kimseye izin vermiyor, veremiyordu.

Kumbaramdaki Kelimeler dedi ki...

veremez bazen kalbimiz kimseye izin, ama o "bazenler" belli bir vakitle sınırlıdır ve zamanı gelince kalp kapıları da ardına kadar açılacaktır.

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...