16 Ocak 2013 Çarşamba

Kitap düşkünleri



Bazımız parasını giyim kuşam için harcar; takıp takıştırmaya, süslenip püslenmeye meraklıdır. Bazımız yemeğe düşkündür; habire boğazına çalışır. Bir başkası Evliya Çelebi’nin izinden gider; gezgindir, gözü gönlü yoldadır. Kimisi de varını yoğunu kitaba sarf eder. Aklı fikri iki kapak arasına giren, kelimelerle suret bulan hazinelerdedir. Heyecanla, hevesle, bazen aşırılığa giden sevgiyle bazen takıntılığa varan hastalıkla kitap satın alır, okur, biriktirir, toplar. Evin çıplak duvarları hızla kitap dolu raflarla parlar. Öyle ki tavandan tabana inen bir kütüphaneye dönüşür odalar. 

Şöyle uzanıp bir baksanız, nice türlere göz atsanız, sanattan edebiyata, felsefeden dine, tarihten psikoloji, eğitim, siyaset ve envai çeşit türde eserlerin yer aldığını görürsünüz. Hayran kalırsınız seyrine, “Acaba ömür yeter mi bunları hatmetmeye?” diye düşünürsünüz. Vakit yetmez, kitaplar okunmakla bitmez elbet. Ancak Süheyl Ünver gibi tanışıklık kurmalı elinden geldiğince. En azından isimlerini okumalı, sayfalarını şöyle bir karıştırmalı, aşinalık kurmalı. Merakımızı celp etmişse eğer okumak için izin istemeli, hemencecik almalı ve satır aralarına dalmalı.
Ya izin vermezse sahibi!?
Vermeyebilir, nitekim Ahmet Mithat Efendi malını mülkünü cömertçe herkese dağıtır, ancak bir türlü kıyamadığı kitaplarını kimselere ödünç dahi veremezmiş.
Haydi, Salah Birsel’den dinleyelim:
“Başöğretmenimizin o koskoca kitaplığı orta katta yer almıştır. Çerkezce, Arapça, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Bulgarca, Latince, Yunanca her dilde kitaba rastlayabilirsiniz burada. Ahmet Mithat Efendi Çerkezce, Farsça, Arapça ve Fransızcayı kendi dili gibi konuşur ve yazar. Öteki dilleri ise sadece okur ve anlar. Bu kitaplığa her hafta, dünyanın çeşitli yerlerinden, kocaman paketler içinde, yeni yeni kitaplar, dergiler, gazeteler gelir. Ahmet Mithat kitapları dikkatle okur, kimi satırların altını çizer. Sonra da onları numaralayarak büyük bir özenle, kitaplığın raflarına yerleştirir. Böylece istediği bir kitabı istediği vakit şaşılacak bir hız ve kolaylıkla bulur. Hayatında en sevdiği şey kitaptır. Parasını, pulunu, malını herkese dağıtır, kitaplarını ise okumak için bile kimseye vermez. ‘Gelin burada istediğiniz kitabı çekip okuyun. Ama götürmece yok,’ der.”
Kitap düşkünlerinin çeşitliliğine dair Necip Asım Yazıksız’ın “Kitap” ismini taşıyan eserinde ilginç bilgiler vardır. Yazar, Astre adında bir kontun okuma yazma bilmediği halde elli iki bin beş yüz kitap topladığından söz eder. Elli iki bin beş yüz! Ümmi birinden beklenebilir mi bu kitap aşkı? Don Vensant adında bir kitap delisi ise, çok istediği bir kitabı mezatta alamadığı için arkadaşını öldürecek kadar gözü dönmüş bir divaneymiş. Meraklının bazısı kıskandıkları bibliyomanların ölümüne bile sevinirmiş; böylece kitaplar satışa çıkarılır, onlar da bu fırsattan istifade ederek kütüphanelerini genişletirlermiş. İfrat ve tefrit arasında gidip gelen insanoğlunun bin bir yüzünden bir yüzüne dair çarpıcı bir tablo, öyle değil mi?
Gelişen teknoloji sayesinde e-kitaplar yaygınlaşsa da kitap düşkünleri hâlâ kitap satın almaya devam ediyor. Var mı daha güzeli; sayfalarına dokunarak, kokusuyla sarhoş olunarak, pencere önünde, otobüs koltuğunda, bekleme salonunda ya da herhangi bir köşede okuyarak hoşça vakit geçirmenin, âlemlerden âlemlere yolculuk etmenin?
Yok, dediğinizi duyar gibiyim.

Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Blog Arşiv

Etiketler

Pages

Buscar