10 Ocak 2013 Perşembe

Çuvaldızı kendimize batıralım mı?


Ne zaman kötü bir haber izlesek, bir felâkete şahit olsak, hayat anlayışımıza ters bir durum ile karşılaşsak evlere ırak dercesine üst üste cık cık cıklar, alım çalım bakışlarımızla etrafımıza göz gezdiririz. Suçu zamana atar; “Hep ahirzamanın fenalıkları bunlar,” der hızla kendimizi uzaklaştırır, yaşananlardan muaf tutarız.
Oysa bizler bu çağın insanıyız. Ne başka bir gezegende yaşıyoruz, ne de başka bir zamanı kucaklıyoruz. Hepimiz aynı fanusun içinde, küçük büyük pek çok imtihandan geçiyoruz. Bir sözümüz, bir tavrımız birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş zincirin halkaları gibi. Ardı sıra yekdiğerini takip ediyor ve etkileşimi dünya bazında gerçekleştiriyoruz.
Yaşanan iyiliklerde olduğu gibi kötülüklerde de payımız var desek abartmış olur muyuz?

Belki kolektif bilinçaltı kavramı bize burada ışık tutar. Jung’un ortaya attığı bu ibareye göre tek kişiye ait bir bilgi, kolektif bilinçaltı düzeyinde bütün insanlığın bilinçaltına akar. Hayat algımız, eşyayı ve insanı anlamlandırmamız, doğrularımız yanlışlarımız bu sayede şekillenir. Meselâ eskiye nazaran bugün tesettür, sadakat, doğruluk gibi pek çok değerin mana kaybına uğraması; yeryüzünde yaşanan savaşlara, tacizlere, işkencelere ruhumuzun duyarsızlaşması kolektif bilinçaltı yoluyla gerçekleşmiş olmalı. Bu değişimler ve musîbetler karşısında bütün dünya sessiz kaldığına göre…Sıkıntı sadece sessiz kalmakla bitmiyor. Kendimizi ve ailemizi yaşananlardan tecrit etmemiz, sorunların balon misali şişmesine sebep oluyor. İşin ilginç yanı biz de zarar gördüğümüz, kirlendiğimiz halde farkında bile değiliz bu ahvalden.
Halimiz dördüncü şahsın haline ne kadar da benziyor.


Anlatayım. Hikâyeyi bilirsiniz aslında. Dört adam mescitte namaza durmuş. Derken içeri müezzin girmiş. Adamların ilki istemsizce soruvermiş: “Ezanı okudun mu?”


Yanındaki adam öfkeyle çıkışmış: “Sus, konuşunca namazın bozulur bilmiyor musun?”Diğeri dayanamamış bunun üzerine: “Onu kınıyorsun, ama senin de namazın bozuldu.” diye konuşmaya katılmış.
Olanları merakla izleyen dördüncü adam kendi kendine mırıldanmış: “Oh, benim namazım bozulmadı çok şükür.”

Bazen dördüncü adamı bile geçiyoruz. Nefsimizi temize çıkarmak hesabına –sözüm meclisten içeri- habire ehl-i dünyanın çirkefliklerini, olumsuzluklarını anlatıyor, betimliyor, bir türlü dilimizden düşüremiyoruz. Yezid’e dahi lânet vacip değilken ehl-i dünyayı hararetle kötülememiz, yuhalamamız neden? Hayır ve sevap kazanamayacağımız bir işte böylesine oyalanmak niye?

Amellerimiz kefesinden taşıyor mu ne? Ondan mı geliyor bu özgüven?
Yoksa?..


6 yorum:

Hayal Meyal dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum. Üstad'ın öyle bir lafı vardı da anımsamıyorum şimdi. Fakat sonuçta hayatlarımız zincirleme birbirimize bağlı.

Erkan Şen dedi ki...

"Dünyanın sandığınız kadar masum olmadığını anladığınızda, başkalarını eleştirmeye başlamadan önce, bu hale gelmesine ne kadar katkınız olduğuna bir bakmayı deneyin."

Kumbaramdaki Kelimeler dedi ki...

Büşracım, haklısın! yorumun için teşekkürler.
Erkan, cümleni birkaç kez okudum desem! yoğun bir anlatımın var. ve kesinlikle haklısın.yaşadığımız dünyayı biz kendi ellerimizle bu hale getiriyoruz.

Büşra dedi ki...

Yazını okuduktan sonra, tevafuk karşıma bu söz çıktı:"Güzel günler sana gelmez. Sen onlara yürüyeceksin." Anlattıklarınıza katılıyorum. Malesef ki insanlarımız, atıl olarak yaşadığından böyle sorunlar kaçınılmaz.

Kumbaramdaki Kelimeler dedi ki...

Büşra, paylaştığın söz derdime ilaç niyetine çok iyi geldi. tevafukun böylesi! çok teşekkürler...

Büşra dedi ki...

Bana da öyle oldu bundan sonra o söz doğrultusunda kararlarımı vereceğim. Rica ederim ^^

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Blog Arşiv

Etiketler

Pages

Buscar