5 Aralık 2012 Çarşamba

Son emanet: Çocuklarımız



Sonbaharın alev almış renkleriyle bürülü tarlalardan geçen otobüs zamanla yarışarak ilerliyor. Gözüm yollara, kulaklarım arka koltukta oturan anne ile çocuğun hararetli sohbetlerine misafir. Konuşmanın başını tam anlayamasam da annenin sözüyle daha bir dikkat kesiliyorum. 
“Aferin oğlum. İleride de baba olunca hanımından izin alacaksın."


Altı yedi yaşında olduğunu tahmin ettiğim çocuk annesine cevap veriyor.
“Tamam anne. Bir şey yaparken diğer insanlardan izin almalıyız, değil mi?”
Annesi kadife sesinin en zarif tınısıyla çocuğunu onaylıyor.
Gülümsüyorum. Pencereden kızıl bir goncayı andıran tabiatı izleyerek düşüncelere dalıyorum.
*
Gecenin yalnızlığa mahkûm edildiği saatler yaklaşmak üzere. İnsanlar bir bir evlerine çekiliyor. Kapanmadan bir an evvel yetişelim telâşıyla gittiğimiz marketin kapısında sevimli bir çocukla karşılaşıyoruz. Elinde paketi henüz açılmış bir oyuncak, konuşmalarında beğenmezlik var.
“Ne güzel oyuncağın varmış, bakabilir miyiz?” diye soruyoruz.
Çocuktan evvel yanındaki yetişkin cevaplıyor:
“Hayır. O Mert”in oyuncağı. Babası gittiği için Mert çok üzgün. Annesi de ona oyuncak aldı.”
Çok geçmeden Mert”in de sesi çıkıyor.
“Vermem. Bu benim.”
Şaşkınlıkla yanlarından ayrılıp markete giriyoruz. Endişeli fikirler hızla ruhumuzu sarıyor bir örümcek ağı karmaşıklığında.
*
Kulak kabartın, gözlerinizi iyice açın; siz de görecekseniz çevrenizde yaşanan bunlara benzer hadiseleri. 
Zahirden bir bakış açısıyla nazar ettiğiniz vakit ilk önce çocukların bir emanet olduğu gerçeğini hatırlayacaksınız.
Tüyleriniz diken diken olacak. Ürpereceksiniz.
Emanet bilinci havsalanızda ve kalbinizde dalga dalga yayılacak.
Her varlığın olduğu gibi çocukların da geçici bir vakte kadar verildiği ve belirli bir zamana kadar korunması gerektiği zihninizde yankılanacak.
Ardından onların anne babaları tarafından şekilden şekle sokulduğunu fark edeceksiniz. 
Tıpkı aşçının elindeki hamur, terzinin elindeki kumaş, ressamın elindeki tuval gibi.
Ne büyük bir sorumluluk, ne ağır bir külfet!
Hayretle düşünecek ve düşüneceksiniz.
Meselâ aklınıza şöyle bir şey gelecek: Çocuğa öğretilen her iyilik ailesine sevap cihetiyle dönüyor. Pekâla, güzel! Ya hatalar, yanlış terbiyeler, kişiliğini zedeleyici tutumlar, yönlendirmeler? Onların bedelini anne baba nasıl ödeyecek? Hem de çocuğu için en iyisini, en güzelini, en doğrusunu yaptığını düşünürken…
“Çocuklarınıza iyi davranın, onları iyi terbiye edin.” diyen bu Nebi sözü anne baba olmanın ne zorlu ve ince bir zanaat olduğunu hatırlatmalı her anne baba ve adaylarına.
Belki bu uyarı esasınca daha dikkatli olur evlât sahibi herkes. Hâlıkının emanetini, O'nun nâmına ve izni dairesinde istimâl ederek mü'min olma şerefini muhafaza eder.




Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar