26 Aralık 2012 Çarşamba

Kış ile gelen güzellik


Bir anda geldi, usulca sarıverdi; tül kadar zarif, kuş kadar hafifti. Biriktikçe yükseldi; dağlara, taşlara, çatılara, yollara konuverdi. Şiir desem değildi. Sanki bir rüya idi. Oysa hakikatin ta kendisiydi. Ah bilsen ne kadar güzeldi. 

Aralık’ta çıkageldi; şöyle bir selâm verdi. Soğuğuyla kırdı geçirdi, kendini iyiden iyiye hissettirdi. Kâh ellerimize, kâh yüzümüze yumuşakça dokunuverdi. Şakacıktan alnımızdan öpüverdi. Muzipçe güldü, elini kolunu sallayarak geldiği gibi döndü.

Arkasından bakakaldık, lâkin henüz seyrine doyamamıştık. Daha hayallere yeni dalmış, dizeleri elân mırıldanır olmuştuk: “Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr/ Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?/ Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?/ Yağan beyaz bir sükût, bir mahşerdir sanki kar!” *


Aheste beste iniverdi melekler yeryüzüne, vazifelerini başarıyla yerine getirdiler ve yükseldiler göğe sükûnetle. Bir çocuk gördü onları, kimseler göremezken. Gülümsediler karşılıklı, selâmlaştılar. Bir duâda bulundu çocuk, âmin dediler, dileğini arş-ı alâya ilettiler. Yed-i kudret sahibi zatça kabul buyruldu, çocuğun duâsı gerçek oldu.


Kim bilir, ne duâlar saklıdır kar tanelerinin ardında. Her biri inerken yeryüzüne, semaya yükselen duâlar ne muazzamdır. Bilir misin o lâhzada tiril tiril yayılan bir ferahlık vardır. Bolca inşirah, çokça rahmet ve sonsuzca mağfiret.


Soğuk, çok soğuk, diyorsun pencerelerden bakıp. Üşüyorsun iliklerine kadar, canın bir sıkımlık. Ah bilsen eski kışları, ne kadar soğuktu. Yollar aylarca kapanır, insanlar hanelerinde açlıktan kırılırdı. Doğrusunu söylemek gerekirse güzellikleri de vardı. Hani annenin anlattığı o hatıralar? Bir masala, bir hayale benzeyen... Gözünün önünde canlandıkça mahiyet bulan… Tatlı tatlı hülyalara götüren… Yıllar yıllar evvelinde, annen küçücük bir kızken, saçları rüzgârda eğleşirken eteklerine buket buket neşeler toplarken kardeşleriyle bir olur, soğuk kış gecelerinde, kara gömülü evlerinin açarlarmış pencerelerini. Daldırırlarmış küçücük taslarını karlara, adeta bir nehre daldırır gibi. Tepeleme dolarmış tas. Keskin ayaz dolmadan evin içine kapatırlarmış bütün güçleriyle camı. Karın üstüne pekmez döker, kaşıklarlarmış iştahla. Upuzun geceler pekmezli kar tatlısıyla lezzet bulurmuş.


Eskiler küçücük şeylerden nasıl da mutlu olurmuş!


İnanmak güç, zorlanıyor kalbim, aklım. Küçücük bir kar tanesi ve ondan neşet bulan mutluluk mayası imana, imkâna dâvet ediyor inceden inceye…


Cemal ve kemal sahibi Allah, şimdi, nakşediyor bembeyaz imzasıyla kâinat kitabına. Kış ile gelen güzellik nazenin adımlarla yurdun her bir köşesinde kısa yâ da uzun süreliğine misafir oluyor. 


Ah bilsen, kar ne alımlı, ne narin bir ziyaretçidir.  


* Cahit Sıtkı Tarancı.

26.12.2012

http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=9206

1 yorum:

Erkan Şen dedi ki...

Bana şunu hatırlattı. Melekler ve Şeytanlar

Ne az şey değişmiş ve aslında ne çok şey değişmiş geçmişten bugüne...

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...