15 Kasım 2012 Perşembe

Yalnızız


Bazı roman isimleri vardır; tek kelimeyle, yazıldığı çağın tahlilini yapar. Vurucudur, serttir. Kafaya inen tokmak gibidir. Sayfalar arasında ilerledikçe, olayların içine daldıkça, kahramanlarla özleştikçe açılır manalar, kavramlar. 


“Yalnızız” da bunlardan biri. Peyami Safa’nın bu son romanını okurken neden bu ismi seçtiği üzerine fikir egzersizleri yapıyordum. Kitabı yarılamama rağmen ismin seçiliş hikâyesini henüz keşfedememiştim. Evet, karakterlerin hepsi tanıdıktı. Çevremizde yer alan kuşkucu, hedonist, menfaattar, faydacı tiplerdi. Fakat alışıklığın verdiği duyarsızlıkla çok da kötü görmüyordum onları. Gözümde normalleşmişti. Ta ki yazarın tesbitleri taramalı bir tüfekten atılagelen kurşunlara dönüşesiye kadar. 

Bazen kitaplar derinden sarsar insanı. Perdeler kalkar gözden. 

‘Bugün varız, yarın yok’tan ibaret bir fanilik endişesi içinde mahzunlaşan insan konfor, lüks, çılgınca macera, eğlence ve cinsi azgınlıklar peşinde gününü gün etmektedir, şeklinde tarif ederken bizi, ruhumuzun en ağrılı yaralarına parmak basar yazar. Yalnızlığını yalancı lezzetlerle gidermeye çalışan, kendi ıssız adasında tek kişilik saltanatını süren bizi bize anlatmaktadır. Haydi, kitabın kahramanlarından Samim’in diliyle itirafta bulunalım: “Kendi kendimden nefretimin çevrelediği ve çirkinleştirdiği bu dünyada yalnızım.”

Peki, şikâyetçi miyiz halimizden? Maalesef derdimizin farkında bile değiliz.

Suçu teknolojiye, eğitime, izm’lere atıyor aynı pişkinlikle bencil ve tek başına bir hayat sürmeye devam ediyoruz. Aldanışlarımız, zanlarla kurulu. Eyvah, derken bile kendimizden vazgeçmişiz.

Özetle, Peyami Safa, bu romanda manevî değerleri zaafa uğrayan insanların yaşadığı açmazların maddeci görüşlerle çözümlenemeyeceği ve bu gerçeği kabule yanaşmayanların da sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı üzerinde durmuştur. Dünyayı kasıp kavuran inançsızlığın nihayetinde Allah’a yönelişle sonuçlandığını yer yer felsefi, yer yer psikolojik çözümlemelerle sunmuş, okuyucusuna bazen derunî yollarla bazen ayan beyan biçimde ikazda bulunmuştur. Hastalığı teşhis eden mahir bir doktor misali modern insanın bireyselleşme ihtirasının ne tür kaziyeler doğurduğunu tek tek açıklamıştır.  

Yalnızız, bir nev'î ihtardır. Roman türüne burun kıvıranlara inat hakikatleri sunan, mantıkî delillerle anlatan ve çarpıcı hadiseleriyle sarsan bir kitaptır.

Son sözler yazardan:

“Yalnızız… İkimizin de sıcağı öksüz artık! Hayatı yaşanır kılmak adına, yalancı süslerle bezemeye çalışıyoruz zamanı. Yarınlara ikinci el mutluluklar ısmarlıyor, her yarını dün ettiğimizde koca bir hiçle uyanıyoruz. Olmadık insanlarla üç kuruşluk muhabbetlere oturuyor, tebessüm bile etmeyeceğimiz şeylere kahkaha atıyoruz.

Ama merhemimizin adı; zaman.

Tutkal kıvamında susuşları yalnızlığın keskin tineriyle inceltip, kendi kendimize mırıldanmalara çevirdiğimizde, dudaklarımızdan dökülen yalnızca; ‘ne yaptım?’

Ne yaptık biliyor musun? Belirsiz bir zamire sürüldük.”

1 yorum:

Onur Ataoğlu dedi ki...

Ben de "Yalnızız"ı 2-3 hafta önce bitirdim; çok ilginç bir kitap, muhteşem kişilik çözümlemeleri var... Güzel bir değerlendirme yazısı yazmışsınız...

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...