11 Ekim 2012 Perşembe

Kanaat eden aziz olur




İstanbul’un kozmopolit yapısına uygun olarak kente renk katan siyahî vatandaşlar ne zamandır ilgimi çekiyor. Hem doğal bir ten farklılığa sahip oluşları hem de öz vatanlarından fersah fersah uzakta garip, mahzun duruşlarıyla rikkat verici bir manzara uyandırıyorlar. Düşünüp duruyorum; ne yer ne içerler, sattıkları üç beş saat ne kazandırır onlara, karanlıklar çöktüğü vakit şehre nerede uyurlar? Neler düşlerler geceleyin uykuya dalmadan evvel? Ne için çıkmışlar yola ve düşüp gelmişler buralara? Hikâyeleri nedir, peki ya hayalleri? Tek ve en büyük meseleleri “yaşamak” fiilini eda etmek midir? “Yani yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden/Yani bütün işin gücün yaşamak olacak,” diyerek şair gibi hayata tutunmak mıdır dünyaya dair beklentileri?

Zaman zaman aklıma düşerdi bu sorular. Onları gördükçe zihne doğardı ansızın ve uzun süre kurcalar, kaşındırır ve kanatırdı uzanıp dokunduğu her yeri. Şimdilerde neredeyse hiç aklımdan çıkmaz oldular. Sebebi de artık Yalova sokaklarında da sıkça kendilerine rastlıyor oluşum.

Çekinerek bakıyorum yüzlerine. Bir tebessüm çizgisi arıyorum. Belki dudaklarının kenarında, belki gözlerinin kısılışında. Yok, göremiyorum hiçbir şey. Ürkek ve müteessir bir hal var üzerlerinde. Bir hüzün mevsiminden artakalmış gibiler.

Orta yaşlı baba ve sevimli oğlu yaklaşıyor içlerinden birinin yanına. Tezgâhına eğilip saatleri inceliyorlar. Sorduğu sorunun cevabını bilse de soruyor baba merakla:

“Kaliteli mi bu saat?”

Hangi satıcı malını kötüleyebilir ki? Yabancılara has o sempatik konuşmasıyla tek kelimeyle yanıtlıyor müşterisini:

 “Kağliteliğ.”

Geçip gidiyorum yanlarından. İlgili baba oğul aldıkları cevaptan tatmin olup satın alıyorlar mı bir saat, takıyorlar mı küçük afacanın sütbeyazı koluna, bilmiyorum. Ancak alanlar var ki onlar için bir hayat kaynağı, ümit meşalesi olmaya devam ediyor ucuz saatler. Kanaat eden aziz olur, sözünce yaşam sırlarını açıklıyorlar farkında olmaksızın. Kısmetlerine razı, kazandıklarından mutmain yaşıyorlar.

Onlar dünden bugüne gelen bir miras sanki. Adeta Asr-ı Saadet’in gönlü zengin, sesi güzel, malı mülkü olmayan Bilal-i Habeşi’si gibiler.

Onlar varlık içinde yoklukla cebelleşen bizlere gönderilen canlı birer mesaj. Hal dilleriyle hep aynı kelamı tekrarlıyorlar:

Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur.”

1 yorum:

ZiŞuuR sahibi dedi ki...

Bayramınızı tebrik ederim. Hayırlara vesile olsun inşaAllah.
Baki dua ve muhabbet ile...

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar