15 Eylül 2012 Cumartesi

Kış hazırlıkları


Eylül beraberinde sadece hüznü, kederi ve ihtiyar bir mevsimi getirmedi. Nevalesinde bambaşka telâşlar vardı, çarçabuk bizi koynuna aldı.

O, güzel güneşli günlerin artık terletmediğini belletircesine zihnimize, hissettirircesine tenimize, serin rüzgârlarla ansızın gelince kendimizi kış hazırlıklarının hengâmesinde koşturuyor bulduk.
 
Öyle ya derin düşüncelerin girift kıvrımlarında kaybolmamalıydık. Hüzne yenilmemeli, tersine karşısında dimdik durmalı. Zira yapılacak pek çok iş sabırsızlıkla bizi bekliyor.
 
Önceliği Pazar alış verişleri aldı. Sebzenin, meyvenin en iyisini ve en ucuzunu seçmek için uzayan ikindi sonralarında tezgâhların, gür sesli satıcıların arasında koşturduk. Bamyanın küçük olanını, kırmızıbiberin al yanaklısını, barbunyanın körpeciğini, domatesin hormonsuzunu seçtik. Kilolarca poşetlerle dönerken eve, kollarımız yüklerin ağırlığıyla feryat etse de duymazdan geldik. Çünkü biliyorduk; rahat zahmette, zahmet rahattaydı.
 
Leziz tatların durağı mutfağa atınca kendimizi tencerelerde kâh haşladık, kâh kızarttık yiyecekleri. Renk renk, koku koku yayıldılar odalara. Poşetlere sarıp sarmaladık, buzluğa yerleştirdik. Kavanozlara doldurduk, raflara dizdik.
 
Hemencecik bitmezdi mutfak işleri, bitmedi de. Günler boyu sürdü belki de. Ama nihayet tamamlandı. Geriye tatlı bir yorgunluk kaldı.

Fakat durun bir dakika. Kışa hazırlık sade yeme-içmeyle sınırlı değildir.

Güneşin son ışıklarından da yararlanmalı. Vakit bitmeden, kül rengi bulutlar semaya yerleşmeden bir an evvel sandıklarda, valizlerde saklı çeyizler havalandırılmalı. Nakış nakış işlenmiş her bir el emeği göz nuru elden geçirilmeli. Hatıralar yâd edilmeli bunu yaparken. Muhayyilede canlanmalı kareler teker teker. Bak, bu kenarları yeşil kırmızı oyalarla çevrili tülbent anneannenden. Diğeri de. Mavinin, sarının, siyahın hâkim olduğu patikler halandan, teyzenden ve sair akrabalardan bir küçük anı. Ya şu güzelim bohçalar, örtüler, yastık kılıfları… Havlular, nevresimler, battaniyeler… Bugün modası geçmiş olsa da her parça, gözümüzde dünyanın en kıymetli hazinesi olarak yerlerinde mahfuz kalmaktadır. Zamanı gelince çıkarılıp asıl sahiplerine armağan edilecektir.
 
Sıra geldi mi yastık ve yorganları güneşe sermeye. Yastıkların içi açılıp da yünleri zemine yaslandı mı bu iş de tamamlanıyor demektir. Sevinebiliriz. Uzun bir sopayla biraz dövmeli, sonra serbest bırakmalıyız. Birkaç gün dinlendi mi yeter. Yeniden kılıflara doldurur, gardroplara yerleştiririz.
 
Eskiden olsa halılar evin avlusunda yahut sokağın ortasında komşu kadınlarla hiç bitmeyecek sohbetlerin eşliğinde yıkanırdı. Şimdi apartmanların sıkış tepiş olduğu şehirlerde buna imkân yok. Öyleyse biz de halılarımızı, halı yıkama fabrikasına yollayalım. Bir telefon açalım, gelsin alsınlar evin bütün halılarını. Aklayıp paklayıp getirsinler, elimize teslim etsinler. Oh, mis gibi. Tertemiz.
 
Evde son rötuşlar… Bir kenara atılmış, terk edilmiş kıyafetler temizlenilip ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere poşetlere girsin. En kısa zamanda yeni sahiplerine ulaştırılsın.
 
Farklı insanlara ufuklar açmak üzere evdeki kütüphaneyi de karıştırmalı iyice. Bir daha dönüp okumayacağımız kitaplar, gözden düşmüş eserler kolilere dizilip ya bir okula ya bir kütüphaneye gönderilmeli. Ta ki yazının dünyasını başkaları da keşfetsin.
 
Dip bucak temizlenmiştir yuvamız. Her yer, her şey tiril tiril. 
 
Artık hazırız. Sonbahar bütün zarafetiyle yaşasın ömrünü. Gönül rızasıyla kışa bıraksın yerini. Gelsin deli fişek yağan yağmurlar, karlı baranlı geçen kışlar. Elimizde bir bardak çay, pencereden izleyelim seyrini.

Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar