29 Ağustos 2012 Çarşamba

Yaprak yaprak hüzün yağan mevsim


Geldi mi bir hazan mevsimi daha? Göçmen kuşları düştü mü yollara? Cümle mahlûkat büründü mü sonbahara?

Batıp giden sevgililer; bu güzel güneşli havalar, ruha esenlik veren inşirah dolu rüzgârlar, dallarda meyveler, yollarda çiçekler, elim bir vedanın mahzun habercisi midirler? Bu nasıl kederden bir elbisedir sapsarı! Hiç yüksünmeden rengiyle, kokusuyla, varlığıyla nazarları koyu bir hüzne dâvet etmekte, ruha acıyla hakikati bildirmektedirler.

Şimdi bazı varlıklar belli bir vakte kadar uykuya yatmakta, bazısı da ölümün koynuna uzanmaktadır. Bunun en belirgin ve zarif örneği yapraklar... Usulcacıktan düşerken toprağa, telâşsız ve sükûnet içindedirler. Aynı kelâmı söylerler hep bir ağızdan aheste beste:

“Sonunda bize ölüm geldi çattı.” 1
 
Bu söz aslında sessizce attıkları bir çığlıktır bize ıztırap veren, yüreğimizi burkan, hicrana sürükleyen.
Yaprak metaforu basitmiş gibi görünse de ardında kocaman ve yalın bir gerçeği saklar. İsabet değil midir şairlerin en çok yapraklar üzerinden sonbaharı anlatması? Meselâ bir Attila İlhan şiiri der ki: “Oysa ben akşam olmuşum/Yapraklarım dökülüyor/Usul usul/Adım sonbahar.” Ya Gülten Akın şiirinden bir mısraya ne demeli? “Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı, Ağustos dindi.” Bir de Tanpınar’ın Sonbahar isimli şiirinden dökülenler: “Durgun havuzları işlesin bırak/Yaprakların güneş ve ölüm rengi/Sen kalbini dinle, ufkuna bak.”
Bütün bu olup bitenler ile kâinat kitabı apaçık bir dille değişimi, geçip giden hayatı anlatıyor: “Bak bana. Bir de aynalara. Faniyiz hepimiz, buralardan gideceğiz.”
 
Akabinde susuyor kâinat, Bediüzzaman konuşuyor temsilen:
 
“Güz mevsiminde yaz, bahar âleminin güzel mahlûkatının tahribatı idam değil. Belki, vazifelerinin tamamıyla terhisatıdır. Hem, yeni baharda gelecek mahlûkata yer boşaltmak için tefrîgattır ve yeni vazifedarlar gelip konacak ve vazifedar mevcudâtın gelmesine yer hazırlamaktır ve ihzârâttır. Hem zîşuura vazifesini unutturan gafletten ve şükrünü unutturan sarhoşluktan ikazât-ı Sübhâniyedir.” 2
 
Vaktin ikindisine işaret eden bu bahar ile duâya açılıyor dilim, yüreğim. Ateşten dertop olmuş yapraklara basarak geçiyorum yollardan. Kokular salınıyor bahçelerden, beni benden alan. Güz gülleri bunlar; renk renk, fevç fevç. Ağdı ağacak bir güne uyanıyorum ömrümün. “Ve’l asr” nidası duyuluyor her bir taraftan. 

Yaşlanıyorum.
 
Yeniden doğacak olmak ne güzeldir Rabbim!

Dipnotlar: 1. Müddesir Sûresi, 47.
                     2. Onuncu Söz.

http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=7780

1 yorum:

Zeyzey dedi ki...

selamlar bloğunuzu yeni keşfettim takipteyim sizi benim bloğumada sizi beklerim =))

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...