24 Ağustos 2012 Cuma

Çocuk oyalama sanatı


merhabalar efendim,
bu post günlük minvalinde olup bol miktarda mahremiyet içermektedir.
aslında özele ait bilgiler vermeyi gereksiz bulurum.
lakin "çocuk oyalama sanatı" üzerine felsefik söylemlerde bulunması ve sosyal mesaj içerikli olması hasebiyle uygun görülmüştür.


efendim, 11 yaşındaki kuzenim 1 haftalığına bize geldi.
kendisi zamane çocuklarından biri: bilgisayar bağımlısı, kitap okumayı sevmeyen, ikide bir "canım sıkılıyor" serzenişleriyle ortalığı velveleye veren bir çocuk.
tüm bu olumsuz özelliklerine rağmen tuhaf olan "niye" sorusuyla septik kozmoğrafyacılarına taş çıkartması.

çıkarım 1: modern çağın kuşkucu insanından şüpheci çocuklar meydana geliyor demek ki... ancak tahkiki bilgiye ulaşmaktan öte inanmamayı tercih eden, aslında itiraz mahiyetini taşıyan bir "niye" sualler listesi.

işte örnek, herşeyi bildiğini zanneden küçük cadı sabahleyin mutfağa yanıma gelmiş soruyor:

-saliha abla, niye krepleri küçük yapıyorsun?
-saliha abla, gözün niye mavi? mavinin içinde niye sarı var?
-saliha abla, niye kuşun tırnaklarını kesmiyorsunuz?
-saliha abla, niye....
-saliha abla, niye...
....

ya Allah, bismillah deyip, cevaplıyorum. bazısında susuyorum. ama nereye kadar! sonunda patlıyorum. bu sefer bana hanfendi bakın ne diyor:

-saliha abla kendine mukayyet ol.

la kızım, ben şimdi sabretmesem mahalle camiisinin musalla taşına uzanıyor olurdun, diye geçiriyorum içimden.

neyse, görmezden geliyorum, umursamıyorum, simgesel ödüllerle pekiştiriyorum söylediklerimi yapması için, gözlerine bakıyorum kızgınca haddini bilsin diye. ben dilini kullanarak, dikkatini farklı noktalara çekmeye çalışıyorum. hasılı kelam bildiğim tüm psikolojik yöntemleri uyguluyorum. yok, yok yine kar etmiyor. ergenlik psikolojisi çalıştığım master tezi canlanarak devasa bir heyula halinde üstüme yürüyor. yazdığım onca argüman boşmuş laa! akademyanın kulakları çınlasın. bak gerçek hayat hiç de öyle değil. küçük canavar taş söktürüyor bana.

ama yenilmiyorum arkadaş. yıkılmadım, ayaktayım.

bilgisayar başında süreli oturuyor. en fazla 1 saat. daha fazla oturmasına müsaade etmiyorum. cısss...

geri kalan koca bir vakitte ne yapacağını şaşırınca alternatifler sunduk ailecek ona. birlikte fotoğraf çekmeye çıktık, sahilde yürüyüş yaptık, akşam pikniğine gittik, kütüphaneye götürüp kitap seçtirdim, keçeden ayraçlar, çiçekler yaptık, kur'an, risale okuttuk, mikado oynadık, necip fazıldan şiirler okuduk fon müziği eşliğinde, kızkardeşimle cup kek yaptılar, tiyatro gösterimi bile sunduk zat-ı şahanelerine.

küçük canavar hala canım sıkılıyor diye başımda cirit atıyor arkadaş.

çıkarım 2: yarın bir gün evlat sahibi olduğunda bilgisayar ve tvden uzak tutmanın en etkili yollarını aramakla kalmayıp çocuklar için farklı alternatifler de bulmalı. kurslar bu noktada şehir çocuğunun imdadına yetişecek en güzel çare.  uzun süreli meşgaleler ile kaliteli zaman geçirmesini sağlamalı ki hayatı kıymet kazansın, istidatları gelişsin, kabiliyet sahibi olsunlar. yoksa evin içinde durmuyor afacanlar. ya bilgisayara ya tvye gönüllü mahkum oluyor.

küçük cadının gitmesine 2 gün kaldı. sağ selamette kalırsam eğer yine buralarda görüşürüz efendim.
hoşça kalın.


1 yorum:

Mia Wallace dedi ki...

ahaa :D

çok eğlenceli yazmışsın saliha abla niyeee :P

o değil de bilgisayar başında benim bildiğim 1 satten fazla oyalanılır demek ki bu yerinde duramıyor :)

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...