10 Temmuz 2012 Salı

Yol hikayeleri

Vardır herkesin bir yol hikâyesi. Belki yüzlercesi. Bazısında mutluluk veren bir güfte saklıdır, bazısında anıların en hazini. Soğuk bir kış gecesi düşülmüştür yollara; anaya, babaya, yâre kavuşmak uğruna. Aşılsa da koca dağlar, karanlık geçitler yol verse de, bulutlar uçsuz bucaksız gökyüzünde hızla yer değiştirse de bitmek bilmemiştir zaman, tükenmemiştir devran. Öylesine uzun öylesine geniş ve ziyadesiyle bereketlidir vakit. 
Kâh kavuşturur yollar kâh ayırır. Firak ile vuslat aynı eşikte sıralıdır. Hangisinden geçersen geç, sonu arşa çıkarmıyorsa insanı ne büyük bir kayıptır. İşte bu sebeple günde beş vakit, ısrarla Yaratıcımızdan ettiğimiz talep, anlam kazanır her lâhza ilelebet: “Rabbim, bizi doğru yola ilet!”
Yeter mi bu kadar söz ile iktifa etmek? Yetmez. Yetseydi eğer devamı gelmezdi âyetlerin, sözlerin: “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, duâ edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin.”
Yol ve duâ ilişkisi bir şeyler fısıldamakta. Kulağına, kalbine, ruhuna. Bu yüzden olsa gerek Peygamber 1400 yıl evvelinden buyurmakta: “Üç duâ vardır ki, şüphesiz kabul edilir. Mazlûmun duâsı, yolcunun duâsı ve babanın evlâdına duâsı.”
Yol hali, yolculuk keyfiyeti başkadır, bambaşka. İçe dönük bir âleme çağırmaktadır insanı sebatla. Derin bir muhasebenin tam zamanıdır işte o sıra. Hayatı ve nefsi sorgulayış, hatalarıyla sevaplarıyla kıyasıya bir irdeleyiş ve keza ruhun adeta ameliyat masasına yatırılışıdır bu hengâmda. Hüzün, keder, acı ne varsa alıp götürür uzaklara. Yeni bir “ben” çıkar ortaya. Bakınız Tanpınar ne güzel anlatmış bu psikolojiyi:
“Bilmem sizde de böyle midir; yolculuk benim üzerimde daima iyi ve unutturucu bir tesir yapar. Iztıraplarımızın, üzüntülerimizin mekânla yahut hayatımızın tabiî muhiti ile sıkı bir alâkası olsa gerek.”
Yazarın dile getirdiği bu hissiyat Peygamberimiz’in (asm), “Seyahat edin, sıhhat bulun.” sözünün ne kadar önemli ve yerinde bir tesbit olduğunu bize incelikle hatırlatmakta. Daha pek çok ehemmiyetli sözleri gibi.
Evet, gördüm ki, ben bir yolcuyum.
Sadece otobüste, vapurda, uçakta değil; dünya üzerinde durmaksızın yol alıyorum. Sağ yolun yolcusu olma gayretindeyim. Lâkin çokça yalpalıyorum; zira önüme çıkan engeller, taşlar, dikenler var. Çetrefilli olsa da imtihanım, ümitle bekliyorum. Aklımdan şunu hiç çıkarmıyorum:
“Misafir, yolunu düşünmeli. Nasıl ki bu odadan çıkacağım, diğer bir gün de dünyadan çıkacağım.”
Ve mahmur nefsime bir tavsiye:
“Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekâtü’l-ömrü, ömr-i sani yolunda sarf eyle.” 

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...