2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir şey eksik ama ne?



Okuduğumuz her kitap, belli bir amaç ve düşünce ile kaleme alınmıştır. İdeolojik, dinî, felsefî, tarihî ve benzeri alanlarda yazılan kitaplar doğrudan doğruya fikir beyan ederken, edebi eserler olaylar, kişiler üzerinden ana fikri vermeye çalışır.

Okuyucunun kavrama, karşılaştırma ve yorumlama kabiliyeti ne kadar güçlüyse aktarılanların doğruluğu ve yanlışlığını o kadar iyi belirler. Bu da okuma yelpazesini geniş tutmakla olur.

Çeşitli türlerden yapılan okumalar zihin egzersizinin yanı sıra tecrübenin bilgi boyutunu oluşturduğu için de önemli.

Geçenlerde elimde farklı yazarlara ait iki kitap vardı. İlki televizyon ekranlarından tanıdığımız, evlendirme programı sunucunu Esra Erol’un “Kara Duvak” ismini taşıyan kitabı. Diğeri de psikolog Leyla Navaro’nun “İki Boy Ufak Pabuç”u.

“Kara Duvak” kötü evlilikler sonucu mutsuz hayatlar yaşayan kadınların hikâyesini anlatıyor. Gerçek hayattan beslenen bu hikâyelerin kahramanları dayak yiyen, aldatılan, ezilen zayıf kimseler. Pek çoğunun başından bir yığın talihsiz olay geçiyor. Öyle ki okudukça içiniz sıkılıyor, ruhunuz daralıyor. Yaşanılanların gerçek olduğuna inanmak istemiyorsunuz.
Yazara göre kadınlar eğitim almadığı, meslek sahibi olamadığı, maddi bağımsızlıklarını elde edemediği için kocaları tarafından hor görülüyor, zulme uğruyor. Kitabın çizdiği genel çerçeve bu minvalde.  

Ancak Navaro’nun kitabında ele alınan örnekler bambaşka gerekçeler sunuyor bize. İlk etapta fark ediyoruz ki aynı sorunları, sıkıntıları yaşayan kadınlar bu sefer eğitimli, ayakları yere sağlam basan, zahiren dik duruşlu olarak karşımıza çıkıyor.

Psikolog Navaro’ya göre asıl problem, kişinin kendine olan saygısını, öz güvenini kaybetmesi. Kendinden vazgeçen birey başkalarının istekleri doğrultusunda bir hayat sürerken farkında yahut olmayarak “kurban” rolünü benimsiyor.

İki kitabı mukayese ettiğimiz vakit sorunun eğitimli olup olmama meselesi olduğunu anlıyoruz. Aslında kadının yaşadığı problemler, daha farklı nedenlerden kaynaklanıyor. Bunlardan birincisi eğitimin salt üniversite okumak, meslek sahibi olarak algılanması yatıyor. Biz hep popülist bir yaklaşımla olayın kariyer/maaş yönüne odaklanıyoruz. (Bu hem kadın hem erkek için geçerli.) Paran varsa mutlusundur, güçlüsündür. Paran yoksa….

İkinci ise manevi eğitim eksikliğinin dünya hayatını zir ü zeber ettiğini/edeceğini düşünmememizdir. Dilimizde, bir şey eksik ama ne, sorusuyla gezinip duruyoruz daima. İyi bir kul, iyi bir insan, iyi bir eş olmanın sırrını maddiyatla ölçmeye devam ediyoruz inatla.

Bu yüzden sorunların sebebini hep başka yerlerde arıyor, beyhude yoruluyoruz.

Daha epey nedenler var, lakin yerimiz dar. Gerisi sizin gözlem ve tecrübelerinize kalmış.

02.04.2012 Yeni Asya gazetesi

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...