6 Nisan 2012 Cuma

Zdravo Bosna*






16 saatlik otobüs yolculuğunun ardından Bosna’nın başkenti Sarajevo’ya vardığımızda zihnimden geçen ilk cümle şu oldu:
“İşte bir ülkenin başkenti. Havalı, mağrur ve yorgun mu yorgun.”
Şehir, bu yorgunluğunu, elbet benim uzun süren yolculuğuma borçlu değildi. 17 yıl evvel sona eren savaş, Boşnakların ruhunda berdevam ediyordu hala. Sade ruhlarında mı? Gözlerinde, ellerinde, nefeslerinde… Baktıkları her köşede, yaşadıkları her evde.
Kurşun izlerinden motifler vardı gördüğüm tüm binalarda. Avrupa’nın yağmacılığını, kabalığını, küstahlığını haykırıyordu avaz avaz. İşitiyordum, fakat elimden hiçbir şey gelmiyordu fotoğraflamaktan başka. Nihayetinde bir turisttim ve her turist gibi işin eğlencesindeydim.
Yine de soluduğum o hava, müşahede ettiğim her manzara içten içe esir etti beni.
Şimdi dönüşümün üzerinden günler geçmesine rağmen gözlerimi her kapatışımda kendimi buluyorum Bosna’da.
Yıkık minaresinin semaya yükseldiği Konjic sokaklarında yürüyorum yol arkadaşımla. Nehir boyu adımlarken bu küçük kenti nasıl olup da bizim Konya şehrine benzetildiğini tartışıyoruz.
Mostar’da bahar güneşine aldanıp kendilerini soğuk sulara bakan gençlere şaşakalıyoruz. Biz ise sadece yeşil suların üstündeki zarif köprüyü arkamıza alıp objektife gülümsemekle yetiniyoruz.
Başkentteki Ulusal Kütüphane’nin önünden geçerken bir ağıt işitiyoruz. Sırpların savaş esnasında en önemli hedeflerinden birisi olmuştur burası. Ne yazık ki bünyesindeki yüzlerce el yazması eser bombardıman sonucu yanarak küle dönmüş. Kocaman bezlerle kapalı, restore edilmeyi bekleyen kütüphaneden sanki hala alevler yükseliyor.
Onca yıl geçmiş. Ancak savaş henüz dün bitmiş gibi taptaze.
Bosna bir açık hava müzesi hüviyetinde.
Camileri, kiliseleri, köprüleri ile “Ben Osmanlıyım” diyor.
Çan sesleri, ezan sedalarına karışıyor.
Yudumladığım Boşnak kahvesinin köpüğü eriyor her lahzada.
Bosna’nın Türkiye’ye benzerliğine bakıp hiç de yabancılık çekmeyişim tuhaf ve aynılık veren bir tat bırakıyor son kertede ruhuma.
Bosna’dan döneli günler, geceler geçti. Lakin havsalama garip bir hülya ansızın yerleşiverdi. Bir gün yeniden gideceğim, hayali zikir oldu düştü dilime. Gitmeli ve yetim düşmüş boynu bükük Bosna’nın elinden tutarak yarım kalmış bu hikâyeyi tamamlamalıyız hep beraber.

*Merhaba Bosna



04.04.2012 Yeni Asya Gazetesi

1 yorum:

Delibu! dedi ki...

Manalı bir gezi olmuş anlaşılan Saliha'cım.
Ben de çok isterim oralar görmeyi, bir gün nasip olursa inşAllah.
Yine güzel güzel dökmüşsün yazıya, kalemin dert görmesin.

Muhabbetle.

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar