25 Nisan 2012 Çarşamba

Kutlu Doğum faaliyetlerinin ardından



KUTLU DOĞUM ETKİNLİKLERİN ARDINDAN
Geçtiğimiz günlerde kutlu doğum etkinlikleri çerçevesinde pek çok program düzenlendi. Eski yıllara nazaran daha bir coşkuyla, ahenkle kutlanması, yaygınlaşması ve engin kalabalıklara ulaşması bizi sevindiriyor.
Kutlu doğum haftası, mübarek gün ve geceler münasebetiyle toplumda manevi bir atmosfer sağlanıyor. Dini literatüre dair bilgiler, anlatılar ile önemli bir öğrenme-öğretme süreci gerçekleşiyor.
Her şey buraya kadar iyi, güzel, hoş.
Peki, Peygamber hayatından, tavsiye ve buyruklarından ne anlıyoruz? Anladığımızı yaşayabiliyor muyuz? Ümmetinden olduğumuz için iftihar ediyor, onu çok sevdiğimizi söylüyoruz. Öyleyse sevdiğimize ittiba edebiliyor muyuz?
İşte tam da bu noktada büyük bir sorun ile karşı karşıyayız. Aktarılan her ne bilgi varsa ezberden öteye geçmiyor, geçemiyor. Pratik hayatta yansımasını göremiyoruz.
Adımız kadar iyi bildiğimiz bir Peygamber sözü üzerinden konuşalım.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Bugün bu hadisi duymayan, bilmeyen yok. Hatta her fırsatta, her sohbette dile getirilir. Ancak iş, apartmanında/mahallesinde/şehrinde yaşayan komşusunu göz etmeye gelince kimsenin kılı kıpırdamaz. Herkes topu bir başkasına atar. Kendi durumunun çok da iyi olmadığını, maaşı ay sonuna zor yetiştirdiğini, fakirlerin öncelikle kendi akrabaları, yakınları tarafından gözetilmesi gerektiği düşünceleriyle kendini avutur, bahaneleri mantığa bürür.
Eğer bu söz, ağızlarda sakız misali dolaşmak yerine toplumun aynasında kendine yer bulsaydı, Emine Akçay ve benzerlerinin hikâyeleri yaşanmayacaktı. Hatırlayalım beraber. Günlerdir evinde yemek pişirememişti. İki çocuğuyla beraber açlık ve soğuk ile pençeleşiyordu. Ana yüreği onları gördükçe dağlanıyordu hüzünle, kahırla. Saç kurutma makinesini gördü, fişe takıp çocuklarını ısıtmaya çalıştı bir süre. Sonra tüm enerjisinin boşaldığı, ümidinin kaybolduğu bir anda intiharı seçti.
Başka bir hadis-i şerif üzerinden devam edelim.
“Sizin en hayırlılarınız kadınlarınıza en iyi davrananınızdır.”
Üniversite hocasından kahve müdavimi amcalarımıza kadar herkesin bildiği bir tavsiye. Gelin görün ki hayata geçirme noktasında herkes acemi, herkes çaylak. Karısına hizmetçi gibi muamele eden, en küçük bir hatasında onu azarlayan, hor gören pek çok.  
Ya sevgi, şefkat noktası? O kısım hepten eksik… Bugün dindar olduğunu söyleyen bir erkek (kadın için de geçerli) sokakta eşinin elini tutmaktan kaçınıyor. Neden? Ayıp olur diye.
Oysa unutuyor; bir bayram günü, Habeşli göstericileri izlemek için Peygamberimizin (asm) onca kalabalığın arasında eşi Hz. Aişe’yi sırtına aldığını… Oyunu yanak yanağa izlediklerini…
Sosyal öğrenme noktasında ümmetçe sıkıntı yaşıyoruz. Rol modellerimiz; Hz. Muhammed, ehl-i beyt ve sahabeler puslu kıtalar ardında kalmış gibiler. Gerçek manada onlara ulaşamıyoruz. Sayfaların arasında, cami hocaların dillerinde gezinen birer masal kahramanı sanki her biri.
Sünnet-i seniyyeyi yaşamak, sahabe mesleğini canlandırmak için iyi bir silkelenmemiz gerekiyor. Zira İslam an be an yaşanınca güzel.

 25.04.2012 Yeni Asya gazetesi






1 yorum:

Ömer dedi ki...

Bilmiyorum neden ama kutlu doğum etkinlikleri dimağımda ekşimsi bir tat bırakıyor. özellikle diyanetin ertuğrul özkökten kutlu doğum için yazı istemesi gibi şeyler duyunca:)Din elbet kültürü etkiler ancak bu tür etkinlikler dinin kendisini kültürleştirmekten öteye gitmiyor ve sanırım bu pek hayırlı birşey değil.

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar