22 Şubat 2012 Çarşamba

Yıldızları yok eden kim?




Her zamanki gibiydi yine.

Okuldan/işten çıkmış, eve dönüyordun. Akşamdı, yaşadığın şehre karanlıklar çökmüştü. Yıldızlar kandil misali süslüyordu semayı, ancak şehrin ışıklarıyla boğulan gözlerin bu gerçekten yoksundu. Sıkıştırıldığın cam kenarında hüzünle göğe çevirdin bakışlarını. Yıldızları görmek için sokak lambaları kıran adam geldi aklına. Kentin lambalarını taşlıyor, insanlığa yardım ettiğini söylüyordu. Fakat kimse onun iyi niyetini anlayamadı, kollarından çekip karakola götürdüler, delidir, diye. Aslında adam dünyanın en akıllı insanlarından biriydi, lakin bilemediler.

Her zamanki gibiydi yine.

Saatler süren yolculuktan sonra eve atmıştın kendini. Evdekilere selam verip doğru odana yönelmiştin. Kapıyı kapatıp, sırtını yaslamış, “öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan”* demiştin. Bir yandan kıyafetlerini değiştiriyor, öte yandan guruldayan karnını dinliyordun. Mutfağa girdiğinde ocaktaki yemeklerden canın çekmedi. Kırmızı ışığın lahuti aydınlığında peynir, zeytin ve sabahtan kalmış yarım tostunu yedin.

Her zamanki gibiydi yine.

Önce televizyona yöneldin. Akşam haberleri korku/gerilim romanlarının senaryolarını aratmayacak nitelikteydi. Kadına şiddet, zorunlu eğitim tartışmaları, İsrail’e kafa tutan İran, bol trajedili ölüm, kaza havadisleri. Sıkıldın. Bilgisayar başına geçtin. Facebook, twitter hesaplarını kontrol ettin; bir mesaj yahut “mention” gelmiş mi diye. Nelerden bahsetmişler merakıyla biraz bakındın. Bir iki ünlüye laf attın. İçlerinden birinin dikkatini çekmeyi başarınca keyfin yerine geldi. Günlük ego tatmin işlemi hakkıyla tamamlanmıştı.

Her zamanki gibiydi yine.

Yatağına girdiğinde vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Uzaklardan birkaç sarhoşun narası çalındı kulağına. Felak, nas ve yedi ayetel kürsiyi otomatikleşmiş bir hızda okuyup derin bir uykuya daldın.

Her zamanki gibiydi yine.

Sabah namazına uyanamamıştın. Korkuyla sıçradığın yatağında kim bilir alarmı kaçıncı kez öten cep telefonunu susturdun. Pür telaş yaptığın ayaküstü kahvaltının ardından okula/işe koştun. Not aldın/toplantıya girip çıktın, arkadaşlarınla muhabbet ettin, gündeme dair tartışmalara giriştin, dünyayı kurtaran sözler sarf ettin. Günü bitirdin.

Her zamanki gibiydi yine.

Okuldan/işten çıkmış, eve dönüyordun. Akşamdı, yaşadığın şehre karanlıklar çökmüştü. Durdun, düşünmeye başladın. Bir yanının hep eksik ve tedirgin kalmasının nedeni neydi aslında?
Ruhunu karanlıklar içinde bırakan, yıldızlarını yok eden kimdi?
Ya iman fenerin, hangi ara kırılmıştı da haberin yoktu?
Seni kuyuya itenler, gömleğini çekip yırtanlar, ateşe atanlar nereye kaybolmuşlardı?
Soruların cevabını bulduğunda hayatın “her zamanki gibi”den “farklı bir zaman”a geçecekti. Biliyordun.

*İsmet Özel.

22.02.2012 Yeni Asya Gazetesi

2 yorum:

Delibu! dedi ki...

Sirkelendim yine yazınla Saliha'cım.
Yazmaya hep devam edesin, biz de hep faydalanalım inşAllah.

Baki muhabbetle.

Deniz Zehra dedi ki...

"İnsan kendine yabancılaştığından beridir,tanışlığını yitirdi yaratıcısıyla.." yahut, "İnsan Yaratıcısına yabancılaştığından beridir,tanışıklığını yitirdi kendisiyle.."yahut...kimse kimseyi tanımaya başlamamıştı daha.Herşey "herzamanki gibi"leşmeye başlamışsa ,korksun insan/ademoğlu.

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...