11 Şubat 2012 Cumartesi

Postal, okulu terk eder




Zil çalıyor.
Bütün kızlar en arka sıralara kaçışıyoruz. Annelerinin kanatları altına sığınan yavru kuşlar gibiyiz, ikili hatta üçlü oturuyoruz. Erkek arkadaşlar bir önceki ders en ön sıralara oturmak ve asla arkalarına dönmemek üzere sıkı sıkıya tembihliler. 
 
Hepimizin yüzünde gergin bir bekleyiş.
Öğretmen zili çalıyor.
Başıma peruğumu geçiriyorum. Ellerim titriyor. Öte yandan gülüşüyoruz kızlarla. Lâf atıyor, içimizden yükselen huzursuzluk korosunun seslerini bastırıyoruz.
“Çok komiksin Ayşe,”
“Sen daha komiksin kız,”
Keçeleşmiş kırmızı peruğumla çakma Barbie bebeklerine benzediğimi söylüyorlar. Tuhaf bir ucubeye döndüm desek daha doğru olur. Aldırmıyorum.
Hoca sınıfa giriyor. Deniz subayıymış. Üniforması tertemiz. Rütbesini bildiren amblemler pazılarında sıralı. Selâm veriyor tok sesiyle:
“Günaydın arkadaşlar. Nasılsınız?”
“Sağool!”
“Oturun,”
Aramızdan bazıları başını açtı. Can dostum, imamın kızı Seda sarı saçlarını saldı sırtına. Saçlar kızgın bir vahayı andırırcasına döküldü omuzlarına. Çöl yağmurları başladı, ne zaman biteceği belli olmayan. Seda’nın saçlarından uçuşan yağmur bulutları sınıfın içine dağılmaya başladı. Kızların ve benim gözlerim korkuyla geziniyor erkek arkadaşların sırtlarında… Ya içlerinden biri arkasına dönerse? Döner de başörtümüzü değil saçlarımızı, peruklarımızı görürse?
Yusuf, başını geriye çevirir gibi olunca yüreğimiz ağzımıza geliyor. Homurdanıyor birkaçımız kızgınlıkla. Meğer çocukcağız çantasından defterini çıkarıyormuş. Az sonra anlıyoruz.
45 dakikalık ders bitmek bilmiyor. Kafam kaşınıyor. Peruğun naylon telleri yüzüme, ağzıma geliyor. Ha bire arkaya savuruyorum, alttan başörtüm çıkıyor. Gülünç halim aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor.
Biter mi bu ders, bu lise 2 günleri, ergenlik krizlerim?
İlla ki… Bitmeli.
O günden sonra bu derse mümkün mertebede girmiyorum. Ya devamsızlık hakkımı kullanıyor ya da şehrin farklı yerlerindeki sağlık ocaklarını dolaşıp rapor alıyorum.
Sokakta ne zaman bir asker görsem, yolumu değiştiriyorum. Üniformalar, lise günlerimi çağrıştırıyor hep. Oysa hatırlamak bile istemiyorum. Lâkin gün geliyor, zihnime üşüşüyor yaşanılanlar. Her şeye bir televizyon haberi sebep oluyor. Spiker son dakika haberini veriyor heyecanla.
“1926 yılından bu yana liselerde verilen Millî Güvenlik Bilgisi dersi Bakanlar Kurulu Kararı ile kaldırıldı sevgili seyirciler. Öğrenciler …”
Saatli maarif takvimine bakıp bugünün tarihini not alıyorum: 25 Ocak 2012.
Benim yaşadıklarımı kimse yaşamayacak. Seviniyorum.

11.Şubat.2012 Yeni Asya Gazetesi Hafta sonu Eki Cumartesi Hikayeleri

3 yorum:

ömer dedi ki...

melun sistemin çocukça ruhlarımızda bıraktığı bu ve buna benzer daha birçok izleri hatırladıkça içi acıyor insanın.

Fransali Gelin dedi ki...

o gunlerimi hatirladimda, sene 97-98. Herkes Milli guvenlik dersine girmek zorunda ve herkes hundur hungur agliyor. Bilmem ne subayi suratindaki o pis ifadeyle bize ders veriyor (guya) Nefret ediyorduk o yillardan ah ah kaç kisinin cani yandi . Allah hepsine sorsun...

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

ne yazık ki yaşandı ve bitmedi. izleri hala ruhumuzda. belki bu nedenle daha güçlüyüz aslında. duygularınızı paylaştığınız için teşekkür ederim sevgili fransalı gelin ve ömer. selamlar...

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar