15 Şubat 2012 Çarşamba

Ortadoğu'ya Ağıt


Bir sabah henüz şafak sökerken sıkıntıyla uyanırsınız. Göğsünüzün sol köşesinde milim milim ilerleyen bir ağrı. Attığı her bir kulaç ile bedeninizi sinsice sararken varoluş sebebini düşünürsünüz. Bir ad koymaya çalışırsınız. Ardından geceleyin yatmadan evvel neler yediğinizi, hangi içecekleri su gibi tükettiğinizi, izlediğiniz filmleri, okuduğunuz kitapları hatıra getirirsiniz bir bir. Hayır, hayır, hiçbiri aradığınız cevap değildir.
***
Gündem birkaç gün evvel Suriye’de ölen masum insanların haberleriyle sarsılırken, şimdi sesler kesilmiş durumda. Tıpkı benzerlerinde olduğu gibi; Filistin, Mısır, Libya ve sair ülkelerde yaşanan silâhlı çatışmalar, ölüm raporları çoktan bir haber mahiyetini taşımaktan uzaklaştı bile. Her şey sessizce(!) yaşanıyor, olup bitiyor. Silâh sesleri önce gökyüzünü, sonra bedenleri delip geçiyor. Cenazeler hiç vakit kaybetmeksizin toprağa gömülüyor, gözyaşları daha kurumaya ramak kalmadan yeni bir kayıp haberiyle acılar tazeleniyor. 

Bizler bu esnada kalben ve zihnen yaşananlardan uzak kaldığımız için hayatı tüm dünyada normale dönmüş addediyor ve bir çırpıda kendi telaşelerimize, meşgalelerimize dönüyoruz.
Sonuç, yarım kalan eksik dualar ve bir türlü ayağa kalkamayan Müslümanlar…

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür, diye boşa dememişler. Görmeyince kanlı cesetleri unutuyoruz hemen, işitmeyince duymuyoruz acıyla inleyenleri. Bu yüzden hissedemiyor, anlayamıyor, algılayamıyoruz. 

Pavlov köpeğini bilirsiniz lisedeki psikoloji derslerinden. Köpeğe ilk olarak birkaç kez zil çalınır. Fakat köpek tepki vermez. Sonra et verilir. Köpeğin salyaları akar. Bu kez et ile birlikte zil çalınır. Daha sonra et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin ağzının suyunun aktığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. İşte duygularımızın harekete geçebilmesi için bazı şartlara ihtiyacımız var. Mesela televizyonlarda bas bas bağırmalı spikerler, gazetelerde boy boy manşetler atılmalı, bültenler son dakika haberleriyle canlı yayın bağlantıları kurmalı, sosyal medya cemaati bir ağızdan tweet atmalı. Ta ki gözümüze sokuncaya kadar. 

Acılarımız bile şartlı. Keza buna bağlı olarak merhametimiz de öyle. 

Ne acıdır ki unuttuk; merhamet etmeyene, merhamet edilmezdi.

Belki de umursamadık.

Çünkü duyarsızlaşalı beri umursamanın ne menem bir şey olduğunu bilmiyoruz artık.

Ancak onca olumsuzluğa rağmen vicdanımızın sesini bastıramadık. Bir sabah bu yüzden uyandık, kalbimizde bir ağrıyla. Düşündük günler boyu. Masallardaki beyaz sakalları ayaklarına değen bilgelere sorduk bir cevap bulamayınca. Uzun kemikli parmaklarıyla haritada bir yeri gösterdiler. O vakit anladık ve sonunda adını koyduk: Ortadoğu’ya ağıt.

Hiç değilse dualarımızda olsun, unutmayalım onları.

15.02.2012 Yeni Asya Gazetesi

Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar