26 Ocak 2012 Perşembe

Sizin orada da indirimler başladı mı?


2011-2012 Sonbahar/kış indirimi başladı. Şimdi vitrinler devasa “% 70’lere varan indirimler” yazısı ile süslü. Tüketiciler nakit veya kredi kartı kullanarak bol bol alış veriş yapıyor. Her mevsim hınca hınç doldurduğumuz AVM’ler artık hayatımızın bir parçası, adeta evimizin diğer bir odası.

***
Yakın zamanda, meşhur bir tesettür mağazasında satışa çıkarılan kışlık etekleri inceliyordum. Fakat o da ne? Kumaş pazarından kumaşını satın aldığım düğmesi, fermuarı, astarı dâhil on liraya mal ettiğimiz eteğin aynı modeline, aynı kumaşına tam on katı fiyatında rastlamayayım mı? Aradaki tek fark, eteğe yerleştirilen mini minnacık etiket.
***
Tuhaf! Marka tutkunları bu pahalılığa itiraz etmeyi aklından geçirmiyor. Böylece gücünü modadan alan markalar ayakta durabilirliğini fahiş fiyatlar üzerinden sağlamaya devam etmekte.
Marka sadakatini benimseyenlerin de kendince haklı sebepleri var. Bir statü ve kimlik sunuyor onlara marka. Falanca markadan giyiniyor oluşu hayata bakış açısını, hayat kalitesini, refah seviyesini, diğer insanlardan farklı olduğunu gösteriyor.
Modern pazarlama anlayışı da bu minvalde tüketiciye istediğini veriyor; daha farklı ürünler tasarlıyor, sunuyor, pazarlıyor. Bu süreç her sezon yenileniyor, moda cazibesi adı altında. Kelimenin sözlük anlamı da zaten bunu belirtiyor:
“Değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik.”*
Geçici yenilik, ne yazık ki artık bir ihtiyaç haline büründürülmüş. Reklâmlar yoluyla bilinçaltımıza gönderilen mesajlar yeni olan her şeye bizim de sahip olmamız—hem de bir an evvel—telkininde bulunuyor. Vitrinde gördüğümüz bir kıyafetin yahut ayakkabının dolabımızda olmayışı mutsuzluk veriyor. En çok da tatminsizlik hissi bizi rahatsız ediyor… Bazen düşünüyorum, Psikolog Maslow, insanı çözümleyen teorisi ihtiyaçlar hiyerarşisine 6. maddeyi eklemeli ve ismini şöyle belirlemeliydi: Satın alma ve tüketim ihtiyacı.
***
“Moda kullanışlılık ile ilgilenmez. Bir aksesuar sadece bireysel kimliği açıklayan bir ikon olarak kullanılır.”
Bu sözler 2006 Amerikan yapımı “Şeytan Marka Giyer” filminden… 6 ay boyunca The New York Times’ın listesinde birinci sırada kalmış, Lauren Weisberger’in kitabından uyarlanan film, ünlü bir moda dergisinde asistan olarak çalışmaya başlayan Andy’nin yazarlık kariyerinden ve hayatından ödün vermesini anlatıyor. Salt güzel, çekici, farklı ve pahalı giyinmek üzere bir hayat anlayışı geliştiren işkolik insanların hayat amaçlarını sığlaştırmasını gözler önüne sermesi açısından ilginç. Andy, zeki kızdır, çok geçmeden yanlış yolda olduğunu anlar, gaflet limanlarını terk ederek istifa eder. Eski hayatına ve hayallerine geri döner.
Peki, moda ve tüketim endeksli yaşayanları daldıkları derin uykudan kim uyandıracak?


Dipnot: * tdk.gov.tr

25.Ocak.2012 Yeni Asya Gazetesi

2 yorum:

MaRuL dedi ki...

Yazını gülümseyerek okudum, çok güzeldi. Bir alışveriş tutkunu ama marka karşıtı olarak sana katılıyorum. Moda taklitçilikten öte geçmeyen bir kavram bana göre. İhtiyaçlar için alışveriş tamam, ama onda şu var, bunda şu var, bende de olmalı zihniyetiyle yapılanlar, tam bir moda fiyaskosu :) Markaya hayır, alışverişe devam :)

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

;)bu sloganı sevdim sevgili Marul. seçici olmak hakikaten çok önemli, yoksa yaptığımız ihtiyaçtan öte israfa girer. katkın için teşekkür ederim. sevgiler...

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar