11 Aralık 2011 Pazar

Cennet Kuşları



Yırtık botunun arasından kırmızı çorabı görünüyordu yer yer. Eğer çok hızlı hareket etmez, mesela teneffüslerde ebelemece oynamaya katılmazsa arkadaşlarına, bu kışı rahatça geçirebilirdi. Öyle demişti annesi, sıkı sıkı tembihleyerek. Eklemişti ardından:
“Baban sizin için çalışıyor yavrum, canını ciğerini sizin için veriyor. Geçen gün inşaattan düştüğünü ne çabuk unuttun?”
“Unutmadım anne. Hep aklımda. Derslerime çok çalışacağım ve size ben bakacağım.”
Annesi, benim zeki kızım, dercesine saçlarına uzandı. Gizem biliyordu bu dokunuşu, tanıyordu. Ne vakit annesi ona güvendiğini anlatmak istese, elleriyle konuşurdu. Yumuşak kavislerle okşarken başını, parmaklarının her bir hareketi önce harfleri, derken kelimeleri, nihayet cümleleri getirirdi meydana. Ana kız sevgi ve emniyet hissinin halesinde buluşurdu.
“Allah zihin açıklığı versin kızım. Öğretmeninizi dikkatlice dinleyin. Haydi, güle güle.”
Gizem ve ablası İrem, annesinin dualarına bürünerek okula gittiler her sabah. Yağmurlarda ıslandılar, rüzgârlarda koşturdular. Okul çıkışlarında masallar anlattılar, söylediler şarkılar sokaklarda el ele. Zor bilmecelerle birbirlerini test ettiler. Paylaştılar kahkahalarını gökyüzüyle. Geceleri uyumadan evvel semadaki yıldızlara bakıp hayaller kurdular. Gizem polis olacağını söylüyordu her seferinde. Ablası ise sürekli fikir değiştiriyor; bir gün öğretmen, bir gün doktor olacağım diyordu. Gizem gülüyordu bu kararsızlığa. Ablası kızıyordu ona. Şakacıktan kavga ediyorlardı. Annesi kavgalarını gerçek zannedip onları uyardığında, kollarını birbirlerinin omuzlarına atıp gülümsüyorlardı.
İkilinin ayrı durduğu nerde görülmüş! Tutturmuşlardı yine banyoya beraber girmek için. Aklı sıra büyüdüklerini ispatlıyorlardı annesine. Üstelik bilmiş bilmiş söylenmiyor muydu Gizem!
“Anne, koskoca kız olduk artık. Ben 11 yaşındayım. Düşünebiliyor musun, 11! Ablamın saçlarını çok güzel şampuanlayacağım o da benimkini şampuanlar. Tertemiz oluruz. N’olur izin ver.”
Gizem’in hazırcevaplılığı ve haklı oluşu karşısında ne diyebilirdi kadıncağız. Daha dün ellerine aldığı bebeği şimdi akıllı mı akıllı, kucaklara sığmaz bir kız olmuştu. Her geçen gün hızla büyüyordu. Yakında boyları beni geçer, diye düşündü kızları yıkanmaya yollarken.
Pürneşe banyoya girdi kızlar. Gizem’in annesi, kocasının biten çayını tazeledi. Diğer iki çocuğunun ödevlerine yardımcı olmaya çalıştı. Kendisine yeni bir demli çay doldurdu. Bir kaşık şeker attı. Uzun uzun karıştırdı. Çayından bir yudum aldı, yüzünü buruşturdu. Kalkıp banyo kapısına geldi. Kızlarına seslendi.
Çıt yoktu.
Yeniden bağırdı. Telaşla yanına gelen kocasının kolunu sıktı, kuvvet almak istercesine. Kapıyı açtıklarında, şofbenden sızan gaz ile zehirlenen Gizem ve İrem yerde hareketsiz yatıyordu.
*
Gizem, ölüm meleğini güldürüyor, hazırcevaplılığıyla onu şaşırtıyordu. Azrail, bu insanlar ne kadar tuhaf yaratıklar, diye düşünürken bir yandan Gizem’in sorularını yanıtlıyor, bir yandan ona ve ablası İrem’e Cenneti tanıtıyordu.
Onlar artık Cennet’in bir kuşuydu. Rahmet-i İlahi, ağırlıyordu bu iki meleği en güzel misafirhanesinde cömertçe. Yeryüzünün insanları İrem ile Gizem’e ağlarken, çocuklar sevinç çığlıkları atıyordu cennette.

10.Aralık.2011 Yeni Asya Gazetesi Hafta Sonu Eki Cumartesi Hikayeleri

1 yorum:

eviminnuru dedi ki...

içim ürperdi okurken...
sevgiler

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar