30 Kasım 2011 Çarşamba

Düşündüren Kitaplar



Bazen okuduğunuz bir kitabın kurgusundan çok, mantıkî açıklamalarını ve zihninizde dans eden kelimelerin zekânıza işlevsel bir hareketlilik kazandırmasını sağlayan üslubunu beğenir, yazarına hayran kalırsınız. “Ne zeki adam!” sözü dudaklarınızdan hayranlıkla dökülür. İmrenme ile kıskanmak arasında gider gelirsiniz. Okumaya devam ettikçe, yüzünüzde beliren tebessüm dudaklarınızın usulca dalgalanmasını sağlar. Ansızın aklınızda yanan soru işaretleriyle cebelleşirken bulursunuz kendinizi.

Soru bir: Keskin zekânın göstergesi nedir? Meramını anlatmadaki mükemmelliği mi yoksa tespitlerinin cuk diye yerine oturuşu mu?

Soru iki: Yazarı diğerlerinden orijinal kılan zamanında kimsenin dile getirmek istemediklerini cesur bir çıkışla dillendirmesi mi?

Soru üç: Adını koyamadığınız hal ve gidişata günümüz modern dünyasından örneklemeler ve izahlar getirerek tanımlandırması, betimlemeler ile eleştirisini ustalıkla saklaması mıdır yazıya ruh, okuyucuya heyecan veren?

Bazı kitaplar vardır, işbu üç sorunun cevabını bünyesinde taşır. Ömer Faruk Dönmez’in kitaplarında sorgulamaya çalıştığım suallerin yanıtları yer alır. “Hep Aynı Hikâye” ile “Bir Kitap Bir Balta”da 21. yüzyıl insanının, girdabında boğulmaya yüz tuttuğu emperyalizm, kapitalizm, modernizm eleştirileri vardır. İroni ve istiareler bir kılıç misali savrulurken okuyucunun yara almadan ilerleyebilmesi mümkün değil.

İşte bir örnek:

“arkadaşlarım nerde/taşındılar/nereye/hoşgörü mahallesi diyalog apartmanı kat iki ılımlı-istanbul/abi hangi otobüsle giderim ılımlıya?/oğlum orası yeni yerleşim otobüs gitmez/dolmuşa binmen lazım anladın ya/dolmuşa binmek?/haa/peki hangi dairede oturuyorlar/valla hesapta helal dairesinde oturuyorlar/ama doğrusu şaibeler var/çünkü helal dairesi o kadar da geniş değil/onca malı nasıl sığdırdılar?”[1]

Özelde Müslümanlara genelde insanlığa yapılmış bu haklı eleştirinin hedefi, on ikiden nasıl da rahatça vurduğunu, satırlar zihninizde bir bir şimşekler çakarken anlamış olmalısınız. Bu kısacık anlatımı daha akademik bir ifadeyle ve sadece bir cümlede, Rasim Özdenören, “Kafa Karıştıran Kelimeler” isimli kitabında şöyle tavzih eder:

“Günümüzün Müslüman’ı, her türlü siyasî, fikrî kavrama İslam’ın kıstasıyla bakmak yerine, İslam’a İslamdışı dünya görüşlerinin kıstasıyla bakmaya alıştırılmıştır.”

Ne yazık ki algılarımızı bu minvalde çalıştırdığımız bir gerçek. Bugün hangi birimiz bir işi yaparken önceliği “Allah rızasına” veriyor tartışılır. “İhlâs” hala yaşam literatürümüzde asıl manasıyla korunuyor mu, yine bir tartışma konusu. Çuvaldızı kendimize batırırken, düşünmeliyiz: Niçin zamanın âlimi 21. Lem’a’yı (İhlâs Risalesi) en azından 15 günde bir okumamızı ısrarla tavsiye eder?

Dünyevileşme hastalığından ihlâs reçetesi ile kurtulacağımızdan olabilir mi?

Cevabı size bırakıyorum.

30.Kasım. 2011 Yeni Asya Gazetesi  



[1] Ortaya Karışık, Bir Kitap Bir Balta.

1 yorum:

Âwdil dedi ki...

Tebrik ederim,zira bu sorunsalın sathına muntalis mefhumlarla ancak bu kadar imanı vurgular yapılabilirdi.Kaleminize bereket.

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...