9 Kasım 2011 Çarşamba

Bir diriliş sembolü: Yağmur


Gök kapıları cömertçe açılır ve ilk damla düşer toprağa. Beklenen an gelmiştir. Ne zamandır toprak suya, su toprağa hasret beklemededir. Kâh görünüp kâh kaybolan bulutlar nihayet yağmuru gönderir yeryüzüne; Rabbinin izniyle.
Meleklerin nezaretinde kavuşur yağmur tabiata. Çiçeklere, meyvelere, ağaç sırtlarına konar usulca. Kuşların kanatlarına, kedilerin bıyıklarına, aslanların yelelerine dokunur. Kendisini karşılamak üzere el açmış bir çocuğun avuçlarına, saçlarına, yanaklarına uzanır. Nihayet rahmet herkese ulaştığında büyük buluşma gerçekleşir.
Hani, yine böylesi büyük buluşmanın gerçekleştiği bir gündü. Hz. Enes, Peygamberimiz (asm) ile bir yere gidiyordu. Üzerlerine yağan yağmuru görünce Efendimiz, elbisesinin bir bölümünü açmış, bedenine isabet etmişti damlalar.
“Niçin böyle yaptın ey Allah’ın Rasulü?” diye sorduklarında, Peygamber şöyle cevaplamıştı meraklı bakışları:
“O Rabbinden yeni geliyor.”

*
İlginçtir, her yıl gökyüzüne buharlaşan ve tekrar yeryüzüne yağmur olarak düşen su miktarı sabittir: 16 milyon ton. Bu değişmez miktar, Kuran’ı Kerim’de şöyle bildirilir:
“O Allah ki gökten bir ölçü ile su indirir.” (Zuhruf Suresi, 11)”
Daha da ilginç olanı, buharlaşan suyun %90'ından fazlası tuzlu suya sahip okyanuslardan, denizlerdendir. Oysa göklerden gelen su ne tuzludur ne kirlidir; saf ve temizdir.
Belki de bundandır yağmurla arındırılma isteğimiz. Onun safiyetini bilen ruh, yıkanan çatıları, yolları, sokakları izlerken kendisi de nasiplenmek ister bu temizlik işleminden. Rahmetle kucaklaşmak, Rabbinden henüz gelen misafirle sarmaş dolaş olmak arzusunu başka nasıl açıklayabiliriz? Ya şarkılara dahi konu olmasını?
“Dışarıda yağmur yağıyor/Gitme vakti benim için/Biraz yürürsem altında/Belki yıkanır içim”*
*
Eski insanlar ne vakit yağmur inse yeryüzüne, “rahmet yağıyor” derler. Niçinini hep merak etmişimdir. Başka bir isim değil de rahmet denmesinin hikmeti ne olabilirdi? Bediüzzaman bu soruya bakınız ne cevap verir:
“Çünkü çok âsâr-ı rahmet ve faydaları tazammun ettiğinden, güyâ yağmur şeklinde rahmet tecessüm etmiş, takattur etmiş, katre katre geliyor.”
Yağmurun, bir diriliş sembolü olduğunu; Hayy, Kuddüs, Hakim, Rahman, Rahim ve daha birçok ismi tecelli ettiğini anlıyoruz bu söz ile.
*  
Rahmetin en latif ânlarından biri, pencereye vurduğu vakittir. Şıp şıp vuran damlaların orkestrası eşliğinde kâinatın en muhteşem senfonilerinden biri işitilmektedir. Bu sesin refakatliğinde kitap okumak, yemek yapmak, örgü örmek ve benim şu lahzada yaptığım gibi yazı yazmak kadar güzel bir şey yoktur. Şair bu anı, ne güzel betimler:
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler/Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz/Olur dembedem nevha-ger, nağme-saz/Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz/Küçük, muttarid, muhteriz darbeler.”**
*
Ve bayramlarda yağan yağmurlar… Mevsim ne olursa olsun; yaz, kış demeksizin bir hediye-i Rabbaniye olarak gönderilen damlalar, rahmetin en âlâ göstergesi olarak hakkıyla vazifesini görmekte, bizlere her daim diriliş ümidini aşılamaktadır.
Yağmur ve ümit kadar yan yana güzel duran başka sözcük var mı dilimizde?

 Dipnotlar: 
*Yüksek Sadakat, Yağmur
*Tevfik Fikret, Yağmur

09.11.2011 Yeni Asya Gazetesi  

Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar