4 Ekim 2011 Salı

Rabbani Sinemalar -2-



Geçen haftaki yazımızda sinemanın tarihçesinden yola çıkmış, kâşif Lumière Kardeşler tarafından 1895 yılında keşfedilen sinemanın ertesi yıl Osmanlı Devleti’ne gelerek padişah ve saraya, akabinde halka gösterildiğini dile getirmiştik.
Risale-i Nur’da 60 defa sinema ibaresinin geçtiğini, bu ibarenin bazen münferit bazen de bir kelime grubu şeklinde kullanıldığını da aktarmıştık.
Bediüzzaman’ın anlatımında sıkça kullandığı hikâye ve örneklendirmelerin farklı tabirlerle desteklendiğini “sinema perdeleri” üzerinden açıkladığımız önceki yazımıza şimdi de, Mektubat’ta yer alan başka bir tabir üzerinden devam edelim:
Evet, uyku nasıl ki avam için rüya-yı sadıka cihetinde bir mertebe-i velâyet hükmündedir. Öyle de, umum için, gayet güzel ve muhteşem bir sinema-i Rabbâniyenin seyrangâhıdır. Fakat güzel ahlâklı güzel düşünür. Güzel düşünen, güzel levhâları görür. Fena ahlâklı, fena düşündüğünden, fena levhâları görür.”[1]
Sadık rüyayı Rabbani bir sinema olarak tanımlayan Bediüzzaman’ın bu bakış açısı farklı olduğu kadar müspet bir yaklaşım örneği de sergilemektedir. Düşünsenize bir, çağdaşı din adamları sinemayı haram sayar yahut şeytanî düşüncelere hizmet eden bir araç olarak nitelendirirken, Said Nursi bunun tam aksine bir tutum geliştirir. Hatta daha da ileri giderek, sanat ve teknolojiyi mezceden sinemanın nasıl bir işleve sahip olması gerektiğini de bizlere incelikle anlatır. Yine akla yaklaştırarak… Ve misalini gizemler ülkesinin ev sahibesi rüyalar üzerinden vererek.
Biliriz, sadık rüyalar güzel haberler, hakikatler müjdeler; ruha ferahlık, sükûnet verir, insanda latif duygular uyandırır. Huzurla uyandığımız bir sabaha bizi rüya-yı sadıka esenlikle taşır. Gün boyu, o güzel düşün etkisinden kurtulamayız, içimizde eserken tiril tiril rüzgârlar.
İşte aynen sadık rüya gibi Rabbini anlatan, ondan mesajlar taşıyan sinema filmleri de eş duygu ve düşünceler uyandırmak üzere seyirciye sunulmalı ve olumlu yönde hayatının şekillendirilmesi sağlamalıdır. Ölçü gayet açık, tarif bellidir.
Oysa ne yazık ki Batıda sinema, başlangıcından bugüne maddeyi ve insanı putlaştıran, manevi değerleri hiçe sayan veya görmezden gelen bir hayat anlayışının emrinde olmuştur. Ya tüketimi ya pornografiyi ya şiddeti empoze eden bir zihniyete sahiptir.
 İşte bunun aksini savunan, İslam hakikatlerin insanlara ulaştırılmasını sağlayan Rabbani sinema bugün en önemli ihtiyaçlarımızdan biridir. Sabırla, özveriyle kendisine sahip çıkacak yiğit, dürüst, civanmert senarist ve yönetmenlerini beklemektedir.
Hâsılı kelam: Günümüzde nefsanî amaçlar uğruna kullanılan sinema bir oyuncak hüviyetini kazanmış etkin, güçlü bir tebliğ aracıdır. Bu oyuncak bazen hikmet bazen nefret uyandırır zihinlerde, gönüllerde.  Bu yüzden müspet yönde insanı kuvvetle etkileyen değişik bakış açıları aksettirmek arifin işidir ve kolay değildir.
Ve unutmadan küçük bir not: İnsanî ve Rabbanî sinemaları Bediüzzaman gibi ibret amaçlı izlemek de[2], nefsanî amaçlı izlemek de bizim elimizdedir.

28.09.2011 Yeni Asya Gazetesi 


[1] Said Nursi, Mektubat, s.333.
[2] Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, 110.

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...