27 Ekim 2011 Perşembe

Gaybın Anahtarları


Zorlukla taşıdıkları meyve sebze poşetlerinin bir bölümüne umutlarını yüklemiş bezgin kadınlar pazardan sohbet ede ede dönüyorlar. Yol ayrımında içlerinden biri evine dâvet ediyor diğerlerini.

“Kahve falıma bakarsan geleyim.” diyor sarışın olanı. 
“Bakarız canım, yeter ki gel.”
*
Üniversite öğrencisi bir grup hararetle birbirlerine yeni haberi ulaştırıyor:
“Beyoğlu’nda yeni bir fal-kafe açılmış. Gitsek mi?”
“Gidelim tabi. Ne duruyoruz?” 
Grup geleceğe dair kehanetlerle dolu bir tartışmaya dalarak hızla uzaklaşıyor.
*
Sahi insanlar niçin fal baktırır? Bir fincan kahvenin ardından kalan telve, hakikatten izler taşımıyor olmasına rağmen nedir insanları fincanın dibinde ışık aramaya iten? Belirsiz şekillerin düşgücümüz ile birleşerek harflere bürünüp suret bulması ne işimize yarar?
Doğrusu kahve falı, tarot kartları, küre gibi metaforların algı dünyamızdaki karşılığı tek bir kelimeye bakıyor: Gelecek.
Ne büyülü bir sözcük olarak yer alır lügatlerimizde... Ona dair hayaller, düşler, temenniler, tasarılar sıralanır fevç fevç. Lâkin hep bir muamma hep bir bekleyiştir söz konusu olan. Aslında fal baktırmanın altında yatan sebep ruhumuzu ve zihnimizi saran merak yumağından başka bir şey değildir.
Yarınlara dair duyduğumuz ilgi, kaygı, korku, endişe, telâş, tecessüs bilinmeyen karşısında insanın takındığı tavrı gösteriyor. Bu tavır olumsuz duygular ortaya çıkarıyor gibi gözükse de sonuçları itibariyle olumlu. Hangi açıdan? İlk olarak yaşadığımız âna odaklanmamız açısından.
İkincisi ise belirsizlik duygusunun insanda emniyet uyandırması. Bu nokta maalesef gözden kaçırılıyor. Düşünsenize, iki gün sonra bu saatlerde bir trafik kazası geçireceğinizi –maazallah- öğrenseniz zehir zemberek geçmez miydi şu lâhzadan itibaren saatleriniz? Bütün ümitlerinizi bağladığınız bir sınavı kaybedeceğinizi ya da tam tersi kazanacağınızı bilseniz oturup ders çalışmaya devam eder misiniz? Ya da çok sevdiğiniz bir kimsenin sizi sırtınızdan bıçaklayacağını, böylelikle aranızın açılacağını öğrenseniz hayat zindana dönmez miydi birden?
Altüst olmuş, tepetaklak bir hayat hikâyesinden ne kalırdı geriye?
İşte bu karışıklığa, kaosa kapılıp vurgun yemesin diye, fal baktırmak haram kılınmış insanoğluna. Gerçekten hikmet dolu bir yasaklama.
Ve bu yüzden olsa gerek, gaybı Allah’tan başkası bilemez, sırrına defaten iman etmemiz ve şükretmemiz gerekiyor. Hani ne diyordu Kur’ân’da:
“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dahilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’âm 59) 
Şüphesiz gaybı bilmemek, insanoğlu için büyük bir nimet.

26.10.2011 Yeni Asya Gazetesi 

3 yorum:

Âwdil dedi ki...

Kader risalesini iyi idrak etmişsiniz.Peki,nısbi gayb hakkında ne düşünüyorsunuz?

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

bazı bilgiler insanlık alemine indiği vakit cinler tarafından bilinebiliyor tabii.

eviminnuru dedi ki...

gaybı kimse bilemez ...biz ne kadar şu sokaktan sağa dönseydim işler değişik olurdu desek de

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...