29 Ekim 2011 Cumartesi

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun


Tepiniyorlar, hiç durmaksızın tepiniyorlar. Bulutlu bir Ekim sabahında doluştukları bahçede kalın topuklarıyla ezip geçiyorlar beni.

Acıdan yüzümü buruşturduğum halde kimse farkında değil varlığımın. Tüm ağırlıklarını hissettirmek istercesine raks ediyor, alabora olmuş bir gemi misali ileri geri hareket ediyorlar. Gittikçe artan bir hızla. Oysa kuşlar bile korkar üzerimde gezinirken; beni incitmemek için yumuşak adımlar atarken düşecek gibidirler. Gagalarını uzatıp selam verdiklerinde dünyanın en mutlu varlığı kesilirim. Çünkü uzandığım mahalden bakmaya doyamadığım gökyüzünün haberlerini getirirler. Oysa bu kızlar… Ah bu yeniyetme hayat acemileri… Uykusundan korkuyla uyanmış bir çocuğun çığlıklarına benzer kahkahalarıyla kadın gibiler. Fakat yaşları pek küçük; on altı, on yedi. Çocuk bunlar, diyorum. Bana karşı çıkarcasına gülüşlerinin dozu yükseliyor ve bu yükselişle beraber kulaklarım uğulduyor. Ah, bir de tepinip durmasalar. Yeri yani beni inletircesine bastıra bastıra oynamasalar. Sanki dayak yemişim. Yüzüm gözüm yara içinde. Burnumdan akan kan dudaklarımı ıslatıyor. Canım sıkılıyor.

Aslında canımı sıkan kan değil. Başka şeyler var… Telleri neredeyse gök kapılarına uzanacak şu hapishane yok mu? Evet, tam karşımdaki o menhus bina. Bir gölgeyi anımsatıyor değil mi? Duvarları buram buram zulüm, kahır kokuyor. Adalet sağlamak üzere diktiğini iddia etse de insanlar, inanmıyorum. Yoksa niçin masumları da barındırırdı koynunda. Bana bakıp, şaşırıyor, dudaklarınızı büküyorsunuz. Buradan sizi izliyor ve düzen dediğiniz o karman çorman şeye hayretle bakıyorum. Kafam karışıyor. Karışıklığı çözmek isterken daha da batıyor gibiyim. Daha doğrusu ‘gibiydim’. Ta ki o sesi duyana kadar:

“Beşer zulmeder, kader adalet eder.”

İşte anlamlı bir cümle, diye heyecanla bağırdım. Sonra sesin geldiği yana baktım. Taş binanın soldan üçüncü penceresinde sarığıyla oturan zatı fark ettim. Yeni gelmiş olmalıydı. Öyle ya ilk defa görüyordum. O andan itibaren tek işim onu izlemek oldu. Her daim dudakları kıpır kıpır. Hep duada. Bazı vakitler onu kederden bir ummanın içinde yüzerken görüyorum. İşte şimdi olduğu gibi. Gözleri dolu dolu. Ha ağladı ha ağlayacak. Üstümde tepinip duran mektepli kızlar koro halinde şarkı söylüyor. O lâhzada ağlamaya başlıyor. Öyle ki ağlayışını duyanlar yanına gelip, merakla soruyorlar. Güçlükle verdiği cevabı işitiyorum:

“Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.”

O, şefkatinden başkaları için gözyaşı dökerken kızlar uygun adım marş, komutuyla ilerliyor. Mektep müdürü kürsüye sert adımlarla çıkarken bir kez daha eziliyor ve acıyla inliyorum. Mikrofondan müdürün tok sesi duyuluyor:

“Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!”

29.10.2011 Yeni Asya Gazetesi Hafta sonu Eki - Cumartesi hikayeleri 

2 yorum:

hemera-nyks dedi ki...

ne güzel yazmışsın. eline sağlık.
-
hemera

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

eyvallah hemera. sağolasın

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar