19 Ekim 2011 Çarşamba

Cami-kadın buluşması



Hoca, hutbeye başlamadan evvel ağırca çıkıyor minberin merdivenlerinden. Kız kardeşim sessizce uyarıyor:

“Hutbe esnasında konuşmamak gerekir.”

Tamam, dercesine başımı sallıyorum. Kulağım hatibin yaptığı duada. Gözlerim cemaatte. Cami mahşerî bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Erkeklere ayrılan kısımda boş yer yok. Hıncahınç dolu. Kadınlara tahsis edilen üst katta ise birkaç saf oluşmuş sadece. Anlaşılan kız öğrenciler ve civardaki hanım cemaat Cuma namazı için, kadınlara Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camiinde yer ayrıldığından bîhaber.

Ben hayatımda ilk defa kıldığım bu Cuma namazı ile İslamiyet’in, kitaplardan okuduğum, İlahiyatta hocalarımdan talim ettiğim bir ritüelini bizzat tatma ve yaşama heyecanına nail oldum. Sanki İslam ile henüz müşerref olmuş biriydim. İçim kıpır kıpır. Adını koyamadığım bir dalgalanma ruhumda geziniyor. Helecan, merak, iştiha… Hepsi bir arada.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Cami-çocuk buluşması” ileri bir noktaya taşınarak “Cami-kadın buluşması”na dönüşse ne güzel olur. Mesela ilk adım yurt sathında büyük camilerde Cuma namazına kadın cemaatin aktif katılımıyla atılabilir. Ardından bayram namazı. Ve dinî dersler.

Zaten diğer İslam ülkelerinde bu tür uygulamaların hayatın alışagelmiş bir parçası olarak yer aldığını duyuyor, görüyoruz. 3 yılını Arapça öğrenmek üzere Suriye’de geçiren ve Arap baharıyla ülkeye dönmek zorunda kalan hafize bir arkadaşım, pek çok vakit Cuma ve bayram namazını camilerde eda ettiğini aktarmıştı birkaç hafta önceki ziyaretinde. Hatta Asr-ı Saadet dönemindeki gibi camilerde ders halkalarının oluşturulduğunu, üniversitedeki kadın hocaların hemcinslerine fıkıh, hadis, tecvit, kelam, tefsir dersleri verdiğini de eklemişti. Duyduklarım camiinin günlük hayattaki fonksiyonunun ne kadar geniş mecralara ulaştığını tahmin ve takdir etmemi sağladı bir çırpıda. Ve bir nimetten mahrum kalışımın elemiyle ıstırap duydum aynı lahzada. Sonra kendimi avutmak üzere bir hayal kurdum gerçekleşmesini niyet ve dua ederek.

Ulu cami, Sultanahmet, Süleymaniye, Şehzadebaşı, Eski cami ve ülkenin dört bir yanına kurulu sair camilerde salt kadınlara değil erkek ve çocuklara da has ilim halkaları oluşturulsa... Bunun yanı sıra sosyal faaliyetler ile bu dersler desteklense... Alışverişe yahut yemeğe çıkmak tabirine “Camiye derse/kitap okumaya gidiyorum” yahut “Camide arkadaşlarla nakış/resim/ebru yapacağız” ibaresi eklense…

Harikulade olur değil mi? Kim bilir, belki ansızın bir gün gerçekleşiverir. 

19.10.2011 Yeni Asya Gazetesi 

Hiç yorum yok:

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...