22 Ağustos 2011 Pazartesi

Özür diliyorum, niyetlisin değil mi?

Mehmet Ağabey, pala bıyıklarının sakladığı dudaklarını hiç hareket ettirmeksizin soruyor:

“Ne içersin oğlum? Çay, kola, gazoz. Susamışsındır.”

Güneş sanki içimde... Yanıyor, terliyor, bunalıyorum. Islanan alnımı, şakaklarımı babaannemin bir bayram sabahı hediye ettiği tirşe yeşili, bez mendil ile siliyorum. Dilim, damağım kurumuş. Zorlukla yutkunurken, aile dostumuz Mehmet Ağabey’e teşekkür ederek, hiçbir şey istemediğimi söylüyorum.

Önünde duran buz gibi gazozu ağzına götürüyor, lıkır lıkır içiyor Mehmet Ağabey. Gözüm, kabarcıkları havaya kaçmaya çalışan gazozda. Esir kampından firar eden tutsaklara benziyorlar. Özgür olmak için telaşla savruluyorlar gökyüzüne. Lakin semaya değil insanoğlunun midesine doğru hızla yuvarlanıyorlar. Gazozun verdiği serinlikle, gevşiyor Mehmet Ağabey. Boş bardağını masaya bırakırken, ısrarla yineliyor teklifini. Bir türlü, evet, diyemiyorum. Susuzluğuma, yanmışlığıma, hararetime rağmen... Kafamı sallıyorum, hayır dercesine.
Son defa üstelemek üzere yarılarken dudaklarını, vazgeçiyor. Yüzünde endişe bulutları gezinmeye başlıyor yavaştan. Bir şey hatırlamış olmalı. Mahcup bir ifadeyle gözlerime bakıyor:

“Özür diliyorum, niyetlisin değil mi?”

Mehmet Ağabey şaşkın, ben daha bir şaşkın. Az evvel dilimden çıkan “hayır” kelimesi tam da bu lahzada hakiki manada tezahür ediyor. Niçin bu ikramına karşılık veremediğimi şimdi anlıyorum. Müsaade isteyerek ayrılıyorum yanından. Zihnime üşüşen cümleler, beynimi zonklatırcasına haykırıyor, bir hakikati anlatıyorlar.

“Ya içseydim o gazozu... İlahiyatta okuduğumu bilen ve beni hoca addeden bu saf ama bir o kadar dini inançları zayıf olan Mehmet Ağabey ve Kıbrıs halkı ne derlerdi dinim için, İslam için? Bir bardak gazoza İslam’ı satmış bu çocuk demezler miydi?”

Düşüncesi bile titretiyor bedenimi bu yaz sıcağında. Samyeli rüzgârları Kıbrıs’a sıcak hava taşırken, üşüyorum. Sanki soğuk bir kış gecesinde üstüm açık kalmış gibi… Her hal ve durumda bir kez daha beni koruyan, gözeten Rabbime hamd ederek ilerliyorum. Az sonra akşam ezanı okunacak, iftar sofraları yaratıcısına şükreden kullarca şenlenecek. İşte o zaman, bir bardak gazoz anlam kazanarak hayat bulacak; zerrelerimde, düşüncelerimde ve ömrümde.

*İlham periliği için Sıddık Korkmazer’e teşekkürler…


20.08.2011 Hafta sonu eki yazısı

1 yorum:

tackleberry dedi ki...

Bazen öyle konuşacaksın ki...
karşındaki cevap veremeyecek.
Bazen de öyle bi susacaksın ki..
karşındaki konuşmaya cesaret edemeyecek.

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Blog Arşiv

Etiketler

Pages

Buscar