18 Ağustos 2011 Perşembe

Önden giden atlılar: Cemal Amca'nın ardından



Bu bir veda yazısı değil, Cennete yollanan bir mektuptur. Dudaklara yerleşen kıvrımlar, hüznün yanık tebessümüdür. Cemal Amca’nın vefat haberinin zihnimde oluşturduğu çağrışımlar, bir müjdenin hayat bulan ispatıdır:

“Önden giden atlılar
Gittiler hep gittiler
Aştılar kızgın çölü
Toprak tükendi bir gün
Denize ulaştılar.”*
Kâinatı okumak için çıktığımız tefekkür yolculuklarının ilk durağı Cemal Amca’ların İzmit/Bahçecik’teki evleriydi. İlkokul beşinci sınıfı bitirdiğim yaz, küçük bir bavula kırmızı kitaplarımı, kıyafetlerimi ve acemiliğimi doldurup düşmüştük babamla yola. Nevalemde bilinmeyene duyulan korku, kaygı… Derken vardığımız istikamette samimi, ihlâslı ve muhabbetperest iki insan tüm ürkekliğimi, endişelerimi silip yok ederek karşılıyor beni. Onlara yaslıyorum ruhumu; Cemal Amca ve eşi Cemile Teyze.  On gün boyunca misafir bırakıldığım bu bahçesi cennet, insanları melek olan diyarda hayatı ve kendimizi anlamlandırma çabamız yeni bir dünyanın kapısından içeri alırken bizi, bambaşka âlemleri keşfediyor, merakla oralarda gezinip duruyoruz.

Seneler, usulca ilerlerken çocukluğumun yazları Bahçecik’te, iman hakikatlerini öğrenmekle geçiyor. Bir yandan Cemal Amca’nın, cennetasa bahçesinden bize sunduğu meyveleri temaşa ediyor, Rabbimizin nimetlerini zikir, şükür, fikir öğretisince afiyetle yiyor, âlem-i uhrevide asıllarını vermesini niyaz ediyorduk. Ev sahibine de duâlar ederek…

Çok geçmedi, lise çağlarında kâinatı mütalâa programları için başka şehirlere gitmeye başladım. Derken üniversite… Artık Cemal Amca’yı nadiren görüyorduk; hayat bizi değişik zamanlarda daha önce de muhabbetimizin olduğu kızı Nuray Abla ile sıkça karşılaştırıyordu; kâh Bursa’da, kâh Sakarya’da. Cemal Amcayla iletişimimiz telefonlara kalmıştı.

2009 yılının Ramazanında, “Bir Sahabenin Günlüğü” neşredildiği vakit gazetede, ilk arayıp, tebrik edenlerden biri Cemal Amca olmuştu. Daha sonra “Kumbaramdaki Kelimeler” köşesiyle düzenli bir şekilde başladığımız yazı hayatımızda, pek çok Çarşamba arar, o günkü yazımdan dolayı beni kutlar, Allah razı olsun, diyerek hayır duâlarıyla mânevî destek verirdi. Hiç aksatmaması gereken bir görevmişçesine, titizlikle yerine getirdiği hayır ve himmetinden huzur, sürur ve esenlik yayılırdı ahizenin diğer ucundaki bendenize. Yazılarımı menfi düşünceler besleyerek okuyanlara, zehirli yorumlarıyla yıpratmaya çalışanlara inat, ilaç gibi gelirdi Cemal Amca’nın sözleri.

Son görüşmemiz, yine telefonda olmuştu, birkaç ay evvel.

Kulağımda yankılanan sesine, görüntüsü eşlik ediyor muhayyilemde. Efil efil rüzgârların estiği, masmavi dalgaların kıyıya vurduğu bir deniz kenarında, Cennetin eşiğinde durmuş, atının üstünde bizi bekliyor; haydi çok eğleşmeyin, gelin, dercesine.

Şimdi, vefatının ardından dilime pelesenk ettiğim bir duâm var; her insanın bir Cemal Amcası olmalı! Ketum olmuş bir kalbin, canhıraş nidasıdır bu. Ki böylece sahabelerin vasıflarını ahirzamanda bir nişan gibi taşıyan birini görebilmek nasip olsun bizlere… Ruhuna Fatiha.


 *Osman Sarı

17.08.2011 Yeni Asya Gazetesi

Hiç yorum yok:

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...