27 Temmuz 2011 Çarşamba

Bir rüyadan devlet çıkaran milletin anneleri!

Ne çok seviyoruz; fildişi kulemizden yargılamayı, küçümsemeyi, bugünün anlayışıyla geçmişi değerlendirmeyi, bize benzemeyeni hor görmeyi…


Nitekim Osmanlı Devleti bu çekememelerden, atıp tutmalardan, eleştirilerden nasibini en çok alandır. Bir kısım tarihçiler yedi kıt'aya hükmeden, sürekli barış ve saadetin hâkim olduğu masalsı bir imparatorluk portresi çizerken, diğerleri onu alaşağı ediyor, kardeş katlinden, keşmekeşin yuvası olarak gördüğü haremden ağzı burnunda soluyarak bahsediyor. Ne yazık ki, bizim kaybımız kendi tarihimizi not etmeyişimizde yatıyor.

Bu noktada günlükler her zaman imdada koşmuş, yaşananları güneş ışığı kadar olmasa da bir mum ışığı nispetinde aydınlatarak en azından karanlıkta kalmamızı engellemiştir.

İşte Sibel Eraslan’ın Mart ayında çıkan portre-hikâye çalışması “Kadın Sultanlar” maziyi tanıyıp, anlamlandırmamızda bize yoldaş olacak bir eser. Kitapta 21 kadın sultanın hayatına misafir oluyoruz. 215 sayfadan oluşan metin akıcı bir üslûba sahip.

Yazar, “Rüyası olmayanın devleti olmaz” girizgâhıyla Şeyh Edebali’nin kızı, Osman Beyin eşi Malhun Rabia Sultanı anlatmaya başlar. Sürgün edilen son halife II. Abdülmecid’in kızı Dürrüşehvar Sultan’ın “Bugün İstanbul’umda ölemiyorum” serzenişiyle de kitaba nokta koyar.

Eraslan, Kadın Sultanlar’da salt tarihî bilgiler vermekle kalmamış. Yaşanmış, gerçekliği belgelerle teyit edilmiş olayları, padişah-anne ilişkilerini, haremde uygulanan eğitim, sarayda günlük hayat, Sultan düğünleri, kadınlık, annelik ve hükümdar eşi olmaya dair pek çok bilgiyi okuyucuya sunar.

Kitaptan altı çizili satırlar:

“Padişahın ismi de ne annesi ne de eşi tarafından uluorta söylenebilirdi. Yalnız valide sultanlara tanınan bir imkân vardı ki padişah olan evlâtlarına ‘Arslanım, Arslancığım’ diyebilirlerdi. Bu hitaptan daha ileriye gidemez, evlâtları odaya girdiğinde derhal ayağa kalkar ve müsaade olmadan oğullarına el bile süremezlerdi.”

“Zannedildiğinin aksine Osmanlı Harem’inde ve Hanedan’ında Türk kökenli kişilerin sayısı oldukça azdı. Fatih döneminden sonra, Genç Osman ve Sultan Vahdettin dışında Türk kökenli eşi olan padişah neredeyse yoktur.”

“Kanunî Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan tarafından Manisa’da yaptırılan akıl hastanesine Merkez Efendi başhekim olarak getirilmişti. Bu hastane, dünya tarih kayıtlarına geçmiş üçüncü büyük akıl hastanesidir.” “Osmanlı saltanatının tek boşanma dâvâsı Yavuz Sultan Selim’in kızı Şahi Sultan’da gerçekleşmiştir.”

“Adile Sultan, Osmanlı hanedanında Divan sahibi olan tek kadın sultandır.”

“Küçük oğulları Cihangir’in, kambur sırtı ve narin bünyesini bahane eden Hürrem Sultan, diğer şehzade anaları gibi sancak sancak dolaşılmaktan da kurtulmuştu. Yine saray adetleri çiğnenerek, Harem’deki odasından Padişah makamına yerleştirildi Hürrem. Bu ilk bakışta sıcak bir yuva ihtiyacı gibi gözükse de Hürrem’in padişahın sırdaşı olma yolunu açıyor ve sonraki zamanlarda “kadınlar Saltanatı” namıyla anılacak bir dönemin başlangıcını yapıyordu.”

Hâsılı kelâm: Tarihimizi, salt film, dizi gibi sınırlı membalardan öğrenmek yerine daha sahih kaynaklara, kitaplara yönelmek doyurucu bir bilgi sunacaktır düşünen, sorgulayan zihinlere.


27.07.2011 Yeni Asya Gazetesi

Hiç yorum yok:

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...