15 Haziran 2011 Çarşamba

Yeniden Başlayabilmek



“İçim ey içim bu yolculuk nereye?
Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin.”*


Bu kekremsi vakit, maziye dönük hatıraları son çırpınışıyla kucaklarken Haziran ayı yeni bir dönemin başlangıcını haber veriyor: Eve dönüş zamanı. Sonunda geldi çattı işte. Ömrünün en uzun yıllarıymış gibi zannettiğin bir mevsim sona erdi. Şimdi, pencerelerinden şehri seyrettiğin, bahçesindeki çınar ağacının sana nazlanmadan yârenlik ettiği, bu küçük, mütevazı öğrenci evini özleyeceksin.

Belki bir üniversitenin hatırı sayılır bir fakültesinden mezun olmuşsun.


Belki bir hizmet evinde salt nurları öğrenmek adına baba ocağından ayrı düşmüşsün birkaç sene.


Belki bir dönem çalışma hayatının getirisiyle uzak şehirleri mesken tutmuşsundur kendine.





Neler yaşadın neler… Önce gözyaşı, ayrılığın tattırdığı. Alışma devresinin ardından kendi sorumluluklarının bilinciyle ayakta durabilme, hayata azimle, hevesle, şevkle tutunma çabası. Akabinde gökyüzünde geziyormuşçasına yaşadığın özgürlük ve ondan yayılan tatlı sarhoşluk. Ve hayatın bir masaldan ibaret olmadığını acı tatlı tecrübeler ile öğrenme. Bu deneyimlerin kazandırdığı güç sayesinde açığa çıkan duygu; özgüven.
Tam bir yetişkin birey oldum, düşüncesiyle omuzların dik, ileriye bakarken umutla, yeni bir fasıl başlıyor hayatında. 


Bavullara doldurduğun eşyalarını ve yüreğinin en müstesna köşesine sakladığın anılarını toparlayıp ailenin yanına dönersin. O lâhzada nükseder tuhaf bir hastalık: Eve dönüş sendromu.


Ne ailen seni tanır, ne de sen onları tanırsın!


Zaman usulca yetiştirmiştir seni, değişmişsindir. Kendine ait düşüncelerin, olmasını istediğin fikirlerin ve ısrarla direttiğin taleplerin vardır. Günlük olaylara hatta siyasete bakış açında bile derin uçurumlar meydana gelmiştir. Habersizce.


Aile, küçük kızının/oğlunun adeta birer yabancıya dönüştüğünü esefle fark eder. Birbirine ayak uydurmak zorlaşır, ipler gerildikçe gerilir; kendi hayatını yaşamaya çalışan her bir bireyin istekleri birbiriyle çatışır. 

Çocuğunun ikinci bir ergenlik devresinde yaşadığını düşünen anne-baban şaşkındır. Sen daha bir şaşkın. Onlar korumacılık içgüdüsüyle seni kollayıp gözetmeye, yönlendirmeye devam ededursun, içindeki hafakanlar, kasavetler yumağını bir gün bırakıverirsin bir infial anında.

Oysa unuttuğun bir şey var. Başlangıçlar güzeldir; umudu ve yeniliği taşır zihinlere, yüreklere…
Başkalaşan zamanla birlikte yeniden tanımalısın aileni; sanki ilk defa karşılaşıyormuşçasına…




*Cahit Zarifoğlu

Yeni Asya Gazetesi 15.06.2011

2 yorum:

elif aydoğan dedi ki...

Çok duygusal bir yazı olmuş, bu sendromu gazetede de okumuştum, en kolay şekilde atlatman dileğiyle...

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

inş elifcim, tüm sendromlulara gelsin;))

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...