12 Haziran 2011 Pazar

Ölümsüzlük İksiri



Mısır çarşısının baharat kokan tezgâhlarını merakla inceleyen turist kız, kendisiyle İngilizce konuşmaya çalışan dükkân sahibine sadece gülümsüyordu. Adam, başka dilde seslenmeyi denedi. Almanca.
“Was willst du Dame?”
Kız, gözleri ince birer çizgi halini alıncaya kadar gülümsemeye devam etti. Öte yandan bir şey arıyordu. Narin, uzun parmaklarını mercanköşk, karanfil, zencefil, ıhlamur dolu çuvallara uzatıyor, avucuna aldığı bir tutam baharatı kokluyor, aradığı oymuşçasına inceliyordu.
Baharatçı yılmadı, bu kez Fransızca sordu:
“Que voulez-vous madame?”
Kızın elleri baharat çuvallarının içinde dans edercesine dolaştıktan sonra adama döndü ve nihayet konuştu:
“Un élixir, élixir d’immortalité.
 “Ölümsüzlük iksiri mi?!” Adam afallamıştı. Hiç böyle bir cevap beklemiyordu karşısındakinden. Evet, nice turistin garip istekleri olmuş, her birini yerine getirmişti. Ancak böylesiyle ilk defa karşılaşıyordu.
“On m’a dit que je peux trouver à l’est, à İstanbul”
Mahzunlaşmıştı kız. Bu dükkân sahibi de bilmiyordu işte. Sabahtan beri Mısır çarşısında gezmedik dükkân bırakmamıştı. Kime sorsa önce aynı şaşkınlıkla suratına bakıyor, sonra alaycı bir kahkahayla onu başından savuşturuyordu. Ya bulamadan geri dönmek zorunda kalırsa… Hasta yatağında ümitle onu bekleyen babaannesine ne diyecekti? Teşekkür edip bir başkasına sormak üzre yol alırken adam arkasından seslendi:
“Madame! S’il vous plait?”
Durdu, satıcıyı izlemeye koyuldu. Küçük bir şişeye baharat çuvallarından el çabukluğuyla birkaç tutam dolduran adam, bir kâğıda bir şeyler karaladı alelacele… Kıza uzatıp, her sabah ve akşam üç defa şişenin kapağını açıp koklamasını ve kâğıtta yazılanları üçer defa okumasını söyledi. Ardından ekledi:
“C’est un secret, il faut qu’il reste seulement entre nous deux.”
Turist kız çok sevinmişti. Cüzdanını açıp para çıkardı, fakat baharatçının elini kalbine koyup şefkatle gülümsediğini görünce parayı kabul etmeyeceğini anladı. Uçarcasına Mısır çarşısının kalabalığını yararak Yeni Camiinin önüne çıktı. Avluda gezinen güvercinler yem veren çocukların etrafını sarmış memnuniyetle karınlarını doyuruyordu. Galata Kulesini gören bir banka oturdu ve dükkân sahibinin eline tutuşturduğu kâğıdı açtı. Fransızca değildi yazılar. Kendince okumaya çalıştı; kırık dökük, uyduruk bir Türkçeyle:
“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.”Al-i imrân sûresi, 185.
“Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de mezarlarınızdan işte böyle çıkartılacaksınız.”Rûm sûresi, 19.
*
Dükkânın önüne bağdaş kurmuş çarşı esnafı ölümsüzlük iksirini arayan tuhaf kızı konuşuyordu. Baharatçının kızı boş göndermediğini gören birkaç komşusu merakla sordu:
“Koca Hafız, sahi kâğıda ne yazdın?”
Düşünceli düşünceli mırıldandı:
“Hakikati.”
 
---

Yeni Asya Gazetesi 11. 06.2011

not: fransızca çeviriler için kara kaplı blogun yazarı Ozan'a teşekkürler, sevgiler...;)

5 yorum:

yemyeşildeniz dedi ki...

çok güzelmiş. teşekkürler

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

beğendiğine sevindm Yemyeşil deniz;)

gizli özne dedi ki...

Her nefis ölümü tadıcıdır. Bir imtihan olarak sizi iyilik ve kötülükle deneriz. Sonunda, Bize döndürüleceksiniz.(enbiya suresi 35 ibni kesir) güzel bir yazı teşekürler :)

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

teşekkürler, aro gizli özne...kumbaramdaki kelimelere hoş geldin;)

erhancacen dedi ki...

amin ecmain insallah :) hoş gördük teşekkürler :))

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...