8 Haziran 2011 Çarşamba

Çok da çirkinmiş

Edebiyat öğretmenlerinin “çok da çirkinmiş” diye tasvir ettiği Ahmet Haşim’in portresine bakar, uzun düşüncelere dalardım. Dudaklarının üzerine konmuş Charlie Chaplin bıyığı, etrafındakilere her an hicran, hüzün ve ıztıraplar yumağı dağıtacak gözleri ve ciddî işler yapıyorum edasında verdiği pozlarıyla hiç de çirkin gelmezdi bana. Zira bir yazara yahut şaire çirkin olsa dahi çirkinlik vasfını yakıştıramam; harflere, kelimelere hükmeden insanlar gözümde devleşir, hayranlığın verdiği o esriklik ile dünyanın en sevimli Âdemoğluna, Havva kızına dönüşüverir.


Hangimiz Ahmet Haşim’in dizelerini okumadan geçmemiştir lise sıralarından? En meşhur, en içten şiirini bilmeyenimiz yok gibidir. Haydi, kımıldatın dudaklarınızı yavaşça, beraber söyleyelim:

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden/ Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak/ Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak.”

Yazarken dahi ezberden okuduğum bu satırları yinelemek beni derin bir sessizliğe, lise yıllarımın safderun, melankolik ve keşmekeşli vakitlerine götürüyor. Hem de sinsice. Kâh boş bir derste pencereden, kâh teneffüste bahçeden gökyüzüne bakarken tekrarlıyorum şairin dediğini:

“Sular sarardı…/ Yüzün perde perde solmakta / Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…”

Gün batımına, akşama, sonbahara dair pek çok vurgu vardır şiirlerinde, yazılarında. Melankolik olması boşuna değildir. 

Hayatını planlı yaşamış. Dakikası dakikasına hareket etme hususunda titizlik göstermiş. Çünkü farkında; zaman kıymetli, hayat geçicidir.

Onun, şiir ve yazıya dair düşünceleri oldukça şaşırtıcı. Şiiri hiçbir zaman ciddî bir iş olarak görmediğini dile getirir gazetecinin birine. Ara sıra, kendisinde yazma arzusu uyandığı lâhzada eline kalemi alır ve tabiri caizse döktürür. Hatta dört mısraı dört senede bitirdiği itirafında dahi bulunur. Bununla beraber yazının şiire nazaran güç bir sanat, uğraştırıcı ve müşkül bir iş olduğunu dile getirir.

Hakkında ekşi sözlükte yazılanlara baktığımda ilginç anekdotlara rastladım. Neler neler anlatılmış… Titizliği, her çay içişinde bardağını yıkayışı; asosyalliği, kendisine vahşi, yaban gibi sıfatlar takılması; dünya metaına düşkün olmayışı, evinde yok denecek kadar az eşya bulundurması gibi pek çok bilgi kırıntısı mevcut. Doğruluğu tartışılır. Lâkin bana gerçekçi gelen bir malûmatı paylaşmak isterim: 

Hastalandığı bir vakit kendisini ziyarete gelen büyük yazarlardan Ahmet Kutsi Tecer ile Ahmet Hamdi Tanpınar’a, şairlerin en garibi benim, demiş. Hüznün kendisinde şekil bulduğu, hayat kazandığı bir şair olarak kendisine sanırım en çok gariplik vasfı yakışıyor.

Şair, 78 yıl evvel dünyaya veda etmiş. O, hayat ile ölümün iç içe geçtiği, güneşin gümüşî ışıklarını gönderdiği, günbatımının enfes bir yerden izlenildiği Eyüp mezarlığında yatıyor. Aradan geçen onca zamana rağmen müphem bulunan şiirleri yeni deryalar, ummanlar sunmaya devam ediyor edebiyat sevdalılarına.  

Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar