23 Haziran 2011 Perşembe

Beni Benden Alıp Götüren Kokular


Bir sabah, ilham perim, odamın penceresinden habersizce uçup gittiğinde ve günler geçmesine rağmen dönmediğinde, onu bulmak için sokağa çıkmam, kâinatla konuşmam gerektiğini fark ettim.
 
Önce deniz kenarındaki bir banka oturup ferahlatan rüzgârla, coşturan dalgalarla hasbihâl edecek, sonra ilham perimi görüp görmediklerini soracaktım onlara.
Nitekim hiçbirisine gerek kalmadı, sahil yolunun başında buldum onu.
Henüz birkaç adım atmıştım ki ağır bir uykudan uyandırır gibi, sonsuzluğa dâvet edercesine, esrik bir âlemin içine yavaştan çekercesine bir rayiha salına salına yaklaştı. Ruhumun en ücra köşelerine erişmek ister bir hali vardı. Hanımeli kokusuna benzer, ancak daha yoğun, keskin ve etkileyici mi etkileyici. Derin bir nefes aldım. Ardından pek çok kez… Sermest olmak böyle bir şey sanırım, diye düşünürken buldum kendimi. Oysa ben hiç sarhoş olmamıştım ki hayatımda...
*
Bir kokunun bağımlısı, esiri olmak için ne çok sebebi vardır insanın.
Öyle kokular vardır ki, çocukluğumuzun pikniklerini hatırlatır, kekik kokularının oyunlarımızı mahmur bir masala çevirdiği.
Öyle kokular vardır ki, anneannemizin sac üstünde pişirdiği sıkmaların leziz tadını hatırlatır, mutlu günlerin ansızın ruhumuzu bir şenlik alanına dönüştürdüğü.
Öyle kokular vardır ki, saflığın ve masumiyetin varlığını dile getirir, bir bebek teninde cennetin izini.
Öyle kokular vardır ki, Rabbimizin rahmetinin tellâllığını taşır dünyamıza umut ekerek, yağmur sonrası toprak kokusunda.
*
İlginç, yaşadığımız dünyada yalnızca suyun kokusu yoktur.
Ya koku alma duygumuz olmasaydı yahut bize has bir kokumuz… Bir şeyler hep eksik kalırdı. Meselâ sevgilinin kokusuna dair şiir yazamazdı şairler. Fırından yeni çıkan bir kurabiyenin sadece tadı ve görüntüsüyle iktifa etmek durumunda kalırdık. Karpuzun, kavunun iştah kabartan rayihasını duyamazdık, hissedemezdi ruhumuz.
*
Patrick Süskind tam da bu noktadan yola çıkarak çok güzel bir roman yazmış “Perfume” ismini taşıyan. 18. yüzyıl Fransa’sında yaşayan Jean-Baptiste Grenouille, insanî vasıf ve duyumlardan yoksun, salt kokulara karşı aşırı duyarlı biridir. Bir gün kendi kokusunun olmadığını fark eder. Dünyası adeta başına yıkılır. Bu noksaniyet hayatına anlam katmak, kendisine bir koku kazandırmak adına onu cinayetler işlemeye yöneltir. Her cinayet yeni bir kokunun keşfine yol açarken, kahramanımız akıl almaz eylem ve düşünceler doğuracak, insan denen zalimin ne menem bir şey olduğunun bizzat ispatını yapacaktır.
Kitabın aynı ismi taşıyan filmi de var. Ancak hiç tavsiye etmem.
*
İslâm literatüründe de kokunun önemli bir yeri vardır. Edebî, ilmî, hukukî, felsefî eserlerin kemal bulmuş halini simgeleyen Kur’ân-ı Kerim’de, Mısır’dan gelen Hz. Yusuf’un (asm) gömleğinin kokusunu kilometrelerce öteden işiten Hz. Yakup’un (asm) kıssası anlatılır. Bu hikâye çözümlenmeyi bekleyen sırlarla doludur. Günümüz bilim dünyasının elbet alacağı işaretler var. Kim bilir belki bir gün, uzaktaki sevdiklerimize, kendi kokumuzu taşıyan hediye paketleri yollarız. Olur mu olur.
Yeni Asya Gazetesi 22.Haziran.2011

Hiç yorum yok:

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...