10 Mayıs 2011 Salı

İNECEK VAR


Otobüs, asırlara meydan okuyan bir kaplumbağa misali yavaş yavaş ilerliyor, yol sonsuzluğa uzanıyor gibiydi.

Öyle yorgunum ki...

Yayıldığım koltukta iyice mayışırken varacağım yere çabucak ulaşmamayı diliyorum. Bıraksalar beni, ebediyen o yırtık koltukta uyuyakalabilirim.

Havada kümelenen bulutlar bir merasim törenini andırırcasına sırayla şekilden şekle giriyor. Önce bir pamuk şekeri beliriyor, sonra eteklerini savurarak dönen bir kız çocuğu, derken rüzgâr gibi esen bir atlı çıkageliyor.

Sessizliğin bir örtü gibi insanların zihinlerine ve dudaklarına serili olduğu otobüse, yeşil duraktan bir adam biniyor. Arkaya geçip oturmasıyla unutuyorum onu. O da bu sessizliğe gönül rızasıyla dâhil oluyor.

Havada kümelenen bulutlar bir merasim törenini andırırcasına sırayla şekilden şekle giriyor. Önce bir kâğıt helva beliriyor, sonra saçlarını savurarak dans eden bir genç kız, derken fırtına misali ortalığı kasıp kavuran bir Osmanlı piyadesi çıkageliyor.

Otobüsün dünkü yağmurdan nasibini almış camları çamura bulansa da baharla tazelenen tabiatın güzelliğini bozmaya güç yetiremiyor. Çimenlerin arasından poz veren papatyalar, yemyeşil bir duvağa bürünen ağaçlar, rahmetle coşan dereler…

Hepsi bir olmuş Rablerini tespih eden zikirlerini coşkuyla seslendiriyor. Zaman neşeli bir çocuk kahkahasında uzayıp gidiyor. Kırmızı duraktan bir kadın biniyor. Lakin sessizliğin nefti örtüsünü öfkeyle kaldırıyor ve hiç susmayacağının müjdesini verircesine konuşmaya başlıyor.

“Ooo Kenan Amca, nasılsın? Ee, Allah iyilik versin. İyileştin mi sen? Hani dizlerin ağrıyordu... Hımm. Film çektirdin. Peki, ne oldu sonuç? Ohh maşallah. İyi iyi.”

Havada kümelenen bulutlar bir merasim törenini andırırcasına sırayla şekilden şekle giriyor. Önce bir külah dondurma beliriyor, sonra elindeki balonları cennete bırakarak koşuşan bir oğlan çocuğu, derken haşmetli dalgaların arasından bir cengâver çıkageliyor.

“Senin gelin ne yapıyordu? Bebeği mi olmuştu? Kız oldu ha. Allah bağışlasın. Çok zor be annenin işi. Çalışmayı bıraktı mı? Devam ediyor hala. Oh oh iyi o zaman, yıpranmaz. Evde dursa çocukla uğraşsa çok zor olurdu. E tabi, bakıcılar var şimdi bir sürü. Ne rahatlık ne rahatlık.”

Kulaklarımın benden izinsiz misafir olduğu bu konuşmaları yeniden seslendiriyor, tartıyorum. Ben mi yanlış duydum yoksa? Kadın, evde kokusunu, yolunu özleyen bebeğiyle ilgilenmediği, dışarıda sosyal hayata karıştığı için yıpranmayacak. Nasıl bir annelik, nasıl bir anlayış, nasıl bir zihniyet bu? En ateşli feministler bile artık bu söylemleri savunmazken, sana ne oluyor ey anneliği bulanmış kadın?

Havada kümelenen bulutlar bir bir dağılıyor, parçalanıyor.

Durdurun otobüsü, inecek var!

Uçurumdan yuvarlanan bir kaya parçasına benziyor; şimdinin zihinleri.

Durdurun otobüsü, inecek var!

Zira bu otobüs kaykıla kaykıla bilinmezliğe gidiyor böyle...

1 yorum:

Berre dedi ki...

Bu kadar kelime oyunu yapmayi nasil becerebiliyorsun acep :)

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...