12 Mayıs 2011 Perşembe


Güneş selâma durmuş, hafiften alaycılıkla göz kırparken biz annemle çoktan temizliğe girişmiştik. Temizlik imandandır sözünün eri ana kız, çokça erkek kardeşimin kuvvetinden de yardım alarak evi ayaklandırdık, her bir yeri okyanus havası taşıdığı iddia edilen çamaşır sularına, deterjan kokularına bürüdük.

Sıra annemin yadigâr ahşap sandığına gelince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Nihayetinde küçük gibi gözüken sandığın içinde itinayla, özene bezene bembeyaz bohçalara sarılmış onlarca parça vardı. Bu şaşılası düzen, mükemmel nizam zihnimin ve ruhumun bugünlerdeki dağınıklığını ve savrukluğunu derinden derine sarsıverdi o lâhzada. 

Annem tek tek açarken bohçaları, ellerimizle okşarken en nadide etamin seccadeleri, kış gecelerinde işlenmiş oyaları, hayata bir ilmek atarcasına örülmüş lifleri, çorapları, patikleri bana hayıflanmak düştü. Garip ve bir o kadar ürkütücü bir gerçek çıktı ortaya ve anneme onu hüzünle fısıldadım.

“Benim çocuklarım bir hatıradan yoksun kalacaklar, ellerine aldıkları eşyalar annelerinden bir iz taşıyor olmayacak. Ne acı.”

Acı verici olan; benim, ne dantel örmeyi bilmem ne de bir kumaşa harikalar işleyebilmemdi. Düpedüz hayatın bir virgülünü, noktasını kaçırıyordum işte. Her şeyin hazırı var bahanesinin arkasına sığınırken, annemin her yaz elime tutuşturduğu tığı, şişi yahut iğneyi bir kenara fırlatıp gençlik hezeyanlarına kapılıp gidiyordum öylece.

Hele burun kıvırmalar, yüz çevirmeler, afralar tafralar yok mu? Büyükler ne çok uğraşacak sıkıntı, dert buluyor kendilerine, diye söylenmeler. El emeği göz nuru her biri birer san'at abidesi olan eserleri küçümsemeler.

Gençken, insan pek çok şeyin kıymetine, mânâsına akıl erdiremiyor. Hayatın içine biraz daha karıştıkça, yaş kemale erdikçe, ömrünün sadece bahardan ve yazdan ibaret olmadığını anladıkça, yargılamaksızın inceleyince, ardında yatan sebepleri kavradıkça kabulleniyor hakikati. Bazen geç bazen tam vaktinde.

*
Acep bir gün makineleşen hatıralarımız gibi hayatımız ve düşüncelerimiz de düpedüz sahiciliğini yitirir mi?

Hatıralar, artık sandıklarda, zihinlerde, yüreklerde değil de, sözlüklerde mi yer alır; unutulan kelimelerimiz başlığının altında?

Peki ya sandıklar, onların işlevsel değeri ve geleceği hakkında var mı bir fikriniz?


Yeni Asya Gazetesi 11.Mayıs.2011

2 yorum:

hemera-nyks dedi ki...

"Acep bir gün makineleşen hatıralarımız gibi hayatımız ve düşüncelerimiz de düpedüz sahiciliğini yitirir mi?" işte bende ondan korkuyorum..
-
hemera

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

inş. bu cümleler gerçeklik kazanmaz hemera...sevgiyle..;)

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...