6 Mayıs 2011 Cuma

Ergen psikolojisine dair birkaç kelâm

Şu harikulâde bahar günleri, beni kışkırtmak için seferber olsa da; lâleler günbegün veda ederken, dallar sürpriz yaparcasına meyveye dururken, martılar balıkçı tezgâhlarının yakınlarında aheste aheste uçarken, pencereden izlemekle yetindiğim tabiatı keşfe çıkamadığıma hem melûl hem mahzunum. Zira bugünlerde yaşadığım yoğun bir telâşem var; master tezimi üç hafta içinde toparlayıp, son rötuşlarını yapıp teslim etmem gerekiyor. 



Hayatımın gündemine oturttuğum bu meşgale, ilginç tesbitlere ulaşmamı sağlayarak ufak da olsa akademi dünyasına katkıda bulunmamın yanı sıra bunları sizlerle paylaşmama da vesile oluyor şimdi. 


Bir yıldır, “15-18 Yaş Lise Öğrencisi Kızların Dini Tutum ve Davranışları” konusu üzerine çalışıyorum. Bulunduğum şehirdeki üç okuldan iki yüz kırk kız öğrenciye danışman hocamla beraber hazırlamış olduğum anketi uyguladım. Kız öğrencileri seçmemin, elbette feministlikle bir ilgisi yok. Amacım, ergen genç kız psikolojisiyle ilgili daha detaylı araştırma yapmak.


Anketimizde öğrencilere, demografik soruların yanında asıl araştırma konumu oluşturan Allah’a inanıp-inanmama durumlarını, namaz kılıp kılmadıklarını, kılmıyorlarsa eğer sebeplerini, oruç tutup tutmadıklarını, dinî bilgilerini nereden öğrendiklerini, hangi konularda şüpheye düştüklerini, zekât, hac, sadaka, duâ, ölüm ve ahiret hakkındaki düşüncelerini irdeleyen kırk soru sordum. 

İki yüz kırk öğrenciden sadece birisi Allah’a inanmadığını söyledi.

Öğrencilerin % 30,8’i düzenli olarak beş vakit namazı kıldığını, % 72,5’i eksiksiz olarak Ramazan orucunu tuttuğunu belirtti.

Peki, gençler en çok hangi konuda şüpheye düşüyor derseniz, % 32,9 oranıyla günahlar konusu başı çekiyor, daha sonra % 22,5’lik bir kısmı kader konusu, % 17,9’u ahiret hakkında şüpheye düştüğünü bildiriyor.

Ergenlerin yaşadığı bu şüpheyi olağan karşıladım, çünkü günümüzde geleneksel İslâm’ın uzandığı her nokta, neredeyse her şeyi günah olarak nitelendirirken, öğrencilerin bu çetrefilli durumda kendi çabasıyla, arzusuyla araştırma yapmadan safî bir bilgiye ulaşması, imkânsız değilse de oldukça zor. İfrat ve tefritin sınırlarını bilmeyen aileler, çocuklarını ne yazık ki bu bilinçsizliğin esiri olarak yetiştiriyor. Deli dolu çağlarını yaşayan, anne-babanın her sözünü baskı ve otorite şeklinde algılayan gençler, dine karşı tutumlarında ya ilgisiz yahut taklitçi bir tavır geliştiriyor.

Sözü daha fazla uzatmadan son olarak bir hususa daha işaret edeyim: Anketimizde ‘Eğer imkânınız olsaydı hangi özelliğinizi değiştirmek isterdiniz?” sorusunu yönelttiğim öğrencilerin neredeyse tamamına yakını, ‘çabucak sinirlenmemi, öfkelenmemi’ cevabını vermiş.

Hani, anne babalar, sizler sürekli şikâyet eder durursunuz ya, çocuğum her lâfıma kızıyor, bağırıyor, çağırıyor, beni üzmekten adeta zevk alıyor diye… Aslında onlar da bu ruhî ve duygusal boşalmanın farkında. Ve bundan hiç mi hiç memnun değiller. Ancak ellerinden bir şey gelmiyor, zira yaşadıkları buhranlı çağın özelliklerini taşıyorlar. Kuşkusuz ergenlik devri sona erip birer yetişkin olduklarında her biri o hallerini kâbus olarak niteleyip hüzünle anacak. 

Öyleyse, sevgili anne-babalara düşen çocuklarına profesyonelce bir yaklaşım; içinde bol miktarda hoşgörü, sevgi ve anlayış barındıran. Bir de sabır, nevalesinde çokça bulunan.

1 yorum:

Delibu! dedi ki...

Tezin seni uğraştırıyordur tabi ama, bence öyle bir konuda araştırma yapma fırsatı güzel bir uğraş olmuş senin için :)

Cevaplar hakkında bir şey söyleyecek olursam gençlerin gidişatı kötü, laf dinlemiyorlar şöyle böyle diyoruz da, onların kendilerini keşfetmelerine, ve bazı şeyleri düzeltmelerine katkıda bulunuyor muyuz acaba diye düşünmekteyim.

Duayla kalasın :)

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...