10 Nisan 2011 Pazar

İsimler:Hayatımızın Anlamı

Kezban, İmdat, Dudu, Satılmış, Döndü… Kim bilir hangi amaçlarla konulmuş değişik, uçrak isimler. Bu isimlerin sahipleri, sokakta oynarken çocuklarca, okulda öğretmenlerce, girdikleri çevrelerdeki kimselerce hor görüldükleri için ve en çok da ailelerinden öç almak istercesine mahkemeye başvurup adlarını değiştiriyorlar.

Kimi fazla beklemeden, ergenliğin verdiği delikanlılıkla bir çırpıda Kezban’dan Bengisu’ya dönüşüyor. Kimisi katlanıyor her müstehzi lâfa söze. Yıllarca bayağı şakalara maruz kalmaktan, bulunduğu ortamlarda gülünç esprilere malzeme olmaktan öylesine sıkılıyor ki, ân geliyor, sabır taşı çatlıyor. Kırk dokuz yaşına girerken, doğum gününde ismini değiştirme kararı alıyor. Satılmış artık Yusuf oluyor.

İsim konusuna dikkatimi çeken bir dönem aynı öğrenci evini paylaştığım bir abla oldu. Kendisi gazetemizi satır satır okumasıyla meşhurdur. Öyle ki, ilânlarına varıncaya kadar…

“Neden ilânları da okuyorsun ki?” diye hayretle sorduğumda:
“Çok ilginç hikâyeler var. Meselâ ihtiyar olarak adlandırabileceğimiz yetmiş iki yaşında bir adam yıllardır taşıdığı isminden vazgeçip kendisine yeni bir ad seçiyor. Acaba niçin adından memnun değildi? Sırf bu değiştirmek fiili dahi isimlerin hayatımızda ne kadar önemli olduğunu gösteriyor bize” diyerek düşüncelerini belirtti.
Onun bu cevabı, hayata dair yeni bir bilgi öğrenmeme vesile oluyordu. Ölüm yahut doğum, evlilik veya boşanma, icra ya da isim değiştirme ilânlarında şeklen küçücük ancak bâtınına baktığımızda kocaman hayatlar saklıydı. Tuhaf, ilginç, eksantrik hayatlar…
İsimlerin anlam ve ses özellikleri, tınısı, söylenişi karakterimizi etkiliyor. Bugün “akrafoloji” diye adlandırılan bir bilim dalı var ki, isimlerin karakterimizden hayatımıza ve sağlığımıza kadar uzanan yönlerini inceliyor, araştırıyor, irdeliyor. Güzel isimlerin insanı olumlu duygu ve düşüncelere yönlendirdiği, insan hayatını şekillendirmede müsbet bir rol oynadığı; sert, kaba isimlerin de hoş olmayan hislerimize galebe ettiği, adeta içimizde bir iticilik duygusu meydana getirdiği, aynı zamanda kişinin mizacını da menfi anlamda etkilediği bir gerçek. Sırf bu yüzden olsa gerek, Hz. Peygamber de (asm), çocuklarımıza güzel isimler koymamızı tavsiye etmiş bin beş yüz yıl evvel. İlginçtir, babanın çocuğuna karşı üç görevinden bahsedilir hadislerde. Birincisi çocuğuna güzel isim koymak, ikincisi dinini öğretmek, üçüncüsü de vakti gelince evlendirmektir. İsim meselenin ne kadar hayatî olduğu buradan anlaşılıyor.
Bazı aileler görüyorum; basit, telâffuzu zor, kulağa güzel geliyor ya da sırf Kur’ân’da geçiyor diye bir kelimeyi alıp çocuğa isim verebiliyor. İşte bu düşünceyle birkaç yıl önce pek çok “Aleyna” ismiyle karşılaşmıştık. Adeta bir moda rüzgârı esmiş ve bir ânda ortalık “Aleynalardan” geçilmez olmuştu. Oysa kelimenin mânâsına baktığımızda kocaman bir hayal kırıklığı yaşadık. ‘Aleyna’, ‘üzerimizde’ demek. 
Sahi, o kız isminin hakkını nasıl verecek? Ya anne-babası, bu sorumluluğun altından kalkabilecekler midir?
Peki, bizler, çuvaldızı kendimize batırırsak eğer, ne görürüz ismimizin ardında ve bize bıraktıklarında?

06.04.2011 Yeni Asya Gazetesi Saliha Ferşadoğlu

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...