28 Nisan 2011 Perşembe

Caddenin Anatomisi

Herkesin bir idolü vardır; özellikle gençlik çağının başında belirir bu hayranlık, meftunluk. Bazısı bir sanatçıya, futbolcuya, şarkıcıya bazısı bir oyuncuya kaptırır düşüncelerini, gönlünü.

Benim idolüm ise bir yazardı; hepimizin yakından tanıdığı, köşe yazılarını takip ettiği, kitaplarını okuduğu bir yazar; Fatma Barbarosoğlu. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle tanıdım onu ve eserlerini. Okur okumaz hayatını araştırmaya başladım. Pek çok kitap çalışmaları vardı akademik ve edebiyat literatürüne dair; ya kütüphanelerden temin ederek yahut satın alarak okudum, okudum. Şimdi ne vakit yeni bir kitabı çıksa heyecanla elime alıyor ve okumaya başlıyorum. Sanırım yaşayan yazarların cazibesi de burada yatıyor. Yeni kitabında ne anlatacağı, ruh dünyasında neler olduğu, okuyucuyu hangi fikrî, hayalî maceralara sürükleyeceği, günümüze ne gibi yorumlar getireceği merak konusu oluyor. Üstelik sevdiğimiz yazarın imza günlerine iştirak edebildiysek şanslıyızdır; onunla bir araya gelip sohbet etmenin, birebir fikir alış verişinde bulunmanın tadı bambaşka, hatırası pek kıymetlicedir.
Fatma Barbarosoğlu’nun beni yeni heyecanlara, değişik duygulara sevk eden son kitabı, Ocak ayında çıktı, ismi “Son 15 Dakika”. Bu kısacık zaman diliminde yaşanan olayları, o caddeden geçen kimselerin ve cadde sakinleri üzerinden gözler önüne seren yazar, şeklen küçük ama manen büyük çokça hikâyeler anlatıyor. Sosyolog olmasının avantajıyla birleşen edebiyatçılığı bize farklı bakış açıları sunmasını sağlıyor.
Meselâ kitapta geçen, hakikat payı yüksek olan bir ifadeyi özellikle paylaşmak isterim. 
Aşkın gözü kördür. İlle de kulağa ihtiyaç vardır. Kadınlar bu yüzden sevgi sözcükleri duymak ister.
Yine bir başka tesbit:
“Hayatı düzeltmek isteyen kadınlar yaralanıyor, makineleri tamir edebilen erkekler hayatı tamir edemiyor. Onun için erkekler hayatı bozma haklarının hiç olmadığını bilerek yaşamalı.”
Kader ve keder ilişkisine dikkat çeken yazar kitabın önemli karakterlerden biri olan doktorun dilinden bakın bu konuya nasıl değiniyor:
“Kader nedir hâkim bey? Kaderi en çok emniyet mensupları ve galiba hukukçular düşünür. Evet din adamlarından daha çok biz düşünmüşüzdür kaderi değil mi? Gazetelerde hormonlarla ilgili, genlerle ilgili her yeni haberi okuduğumuzda kader ile keder arasındaki doğru orantıyı düşünürken buluyoruz kendimizi.” 
İnce nüansların satır aralarına gizlendiği bu tarz ibarelerin ve şahane tesbitlerin yapıldığı kitapta ilgimi çeken son bir nokta da herkesin bir kelimesinin olduğuydu. Yazar bunu yine doktorun ağzından şöyle ifade ediyor.
“Herkesin bir kelimesi vardır hâkim bey. Anneminki ‘beyhude’. Nermin’in cümlesi, ‘şimdi gitmem lâzım beni bekliyorlar.’ Metehan’ın ‘yarın’, Coşkun’unki ise ‘nasip’.”
Kişilerle anlam kazanan kelimeler… Benim, sizin, onların, hepimizin bizde hayat bulduğu bir kelime var. Ben düşündüm, biraz karıştırdım kumbaramdaki kelimeleri ve buldum. Kendime saklamak üzere. Sahi, sizin kelimeniz nedir hayatınızla örtüşen?

2 yorum:

Delibu! dedi ki...

Imm merak ettim şimdi o yazarı, okunacaklar listeme ekledim bile :)

'Hakikat' diyorum ben de öyleyse.

Hoşça kalasınız.

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

bence tanıdığına pişman olmayacaksın delibu..sevgiyle...

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar