21 Nisan 2011 Perşembe

Allah'ım, bana içi kitaplarla dolu bir ev ver

Malûmunuz, yeniçağın getirisidir; bir şeylere dikkat çekmek üzere özel günler belirlemek. Anneler günü, sevgililer günü, kadın hakları günü derken 365 güne mahsus günler ve haftalar sıralanır takvimimizde. 23 Nisan’ı içine alan bu hafta da “Dünya Kitap Günü” olarak kutlanmaya başlanmış bundan tam on altı yıl önce.
    
Sair günler, kapitalizmin değerlerini yüceltmeye yönelik tüketim amaçlı kullanılırken, bugünü diğerlerine nazaran daha farklı, anlamlı ve ümit verici buluyorum. Kitaptan zarar gelmediği gibi reklâmından da zarar gelmez. Sahi, okumanın insana olgunluk kazandırdığı, konuşmada canlılık, yazmada da açıklık sağladığı bu kelimeler, cümleler heybesinden hangi birimiz kötülük görmüştür ki…

Peki, size bir soru: Kitapları seviyor musunuz?

Cevabınız evetse, hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.

Size mutluluğu vaat ediyorum; oturduğunuz yerden bambaşka dünyalara seyahat etmenin, değişik fikirler edinmenin, yalnızlığınızı dindirmenin, bilgiye susamış zihninizi ve ruhunuzu doyurmanın en rahat, zahmetsiz ve külfetsiz yoludur kitaplarla hemhal olmak. Sonsuzluğa açılan bir pencerenin eşiğinden uçarak geçmektir kelimelerden edindiğiniz kanatlarla. Misal âleminden uzaklaşarak, hayal dünyasında keyifli, baş döndürücü bir seyahate çıkmaktır. Yaşadığınız ânın benzerliklerinden, telâşlarından, sıkıntılarından sıyrılıp soluk alabilmektir.

Ne vakit yeni bir şehre taşınsam, uğrayacağım ilk adresler üniversite merkez kütüphanesi ile halk kütüphanesidir. Öğrencilik hali bellidir; ailemizin gönderdiği mutad bir miktar, yanında şanslıysak karşılıksız, değilsek geri ödemeli devlet bursumuz vardır. Harç, kira, yeme içme giderleri, ders kitapları, fotokopi masrafları derken elde avuçta ne varsa bir çırpıda uçar gider. Dişimizden, tırnağımızdan arttırmadıysak eğer zaten pahalı olan kitaplara ulaşmamız zorlaşır. Ne çok günler olmuştur halk kütüphanelerinde akşamladığım. İlgimi çekip de satın alamadığım bütün edebiyat, gezi-inceleme, fotoğraf, sinema dergilerini bir masaya yığar, yalnızlık ve keder kokan, sakinlerini yaşlıların oluşturduğu okuma salonlarında mutlulukla onları okurdum. Aslında anbean hayatı okurdum, bunu çok sonra anladım.

Konfüçyüs ne güzel söylemiş: Tanrım, bana içi kitaplarla, bahçesi çiçeklerle dolu bir ev ver!

Bu söz şimdilerde dilime pelesenk ettiğim duâm.

Sanırım hayatın bütün sırrı burada yatıyor; elimizde tuttuğumuz kitaplar ile kâinat kitabında.

2 yorum:

ZELİHA-UMUTSEPETİ dedi ki...

Ne güzel özetlemişsiniz okumanın ''özel''liğini..
Hakikaten de insanı oturduğu yerde,diyar diyar gezidren,heyecanlar yaşatan en güzel şey..
Tv de var belki ama kitap bambaşka,birebir hissetmek apayrı bir tat..
''Okuma zevkini Hindistan'ın hazinelerine değişmem.'' diyen Gıbbon çok haklı..
Kainatın da kitabını okuyup anlayanlardan olabilmek duasıyla...

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

eyvallah Zelihacım, teşekkürler.Gıbbon'un sözü de pek güzelmiş, bilseydim onu da eklerdim yazıya. yeni bir bilgi öğrenmeme vesile oldun, sağolasın...selamlar..

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar