23 Mart 2011 Çarşamba

Uçuruma kurulan salıncak: Yazarlık

Akşamın sümbülî kokusu ağır ağır yayılmaktadır bütün şehre. İnsanlar alelacele işlerinden çıkıp evlerine gidiyorlar. Yavaşça tenhaya duran sokakların ve artık adımlanmaktan canı çıkmış kaldırımların hükümranlığı başlayacak az sonra. Yeryüzü kendi sesini dinlemek üzere insanoğlunun yuvasına çekilmesini bekliyor; sabırla, ciddiyetle.

Sükûnet, şehre hâkim olmak istercesine aheste aheste yürürken caddelerin, sokakların arasında bir adama rast gelir. Kendi ismini kendisi koyan bir adam; Andreas Tangen. Yırtık, yamalı, eski mi eski bir kıyafeti var üstünde. Yalpalayarak yürümesi bir sarhoş olduğu izlenimi verse de sarhoş değildir. Açlıktan böylesine yürümektedir. Kafasındaki yazar olma hayalleri, açlıktan geçirdiği mide krampının acısını azaltsa da dindirememektedir. Yeni bir yazı konusu bulmak için fikir dilemmalarında yüzerken yazacağı makalelerden alacağı paranın kemiyetini hiç düşünmemektedir. Oysa topu topu bir hafta ancak idare edebilecektir aldığı beş on kuruş yazı parasıyla.
Yazımızın başkahramanı Andreas, Norveçli yazar Knut Hamsun’un Açlık romanında hikâyesi anlatılan kişidir. Bir yazarın çırpınış öyküsü de diyebiliriz. Hamsun, kendi hayatını anlatmıştır aslında. Yazar olmak isteyenlerin başına neler geldiğini, hangi cenderelerden geçtiklerini, nasıl bir hayat mücadelesi verdiklerini, yazarlığın ne menem bir şey olduğunu…
Yazar olmak isteyenler, kitabın satır aralarına saklanmış pek çok malûmatı rahatlıkla bulacaklardır. Ve o lâhzada anlayacaklardır ki; yazarlık tuhaf duyguları barındıran, meşakkatli, yorucu ve sabır isteyen bir uğraştır. Kimi vakit salt karın doyurmak karşılığında sürdürülen bir sevdadır bu. Kimi vakit kısmetin ansızın açılmasıyla paranın ve şöhretin sağanak bir yağmur misali yağışıdır. Bu mesleği uçurumun kenarında yer alan bir ağaca kurulmuş salıncağa benzetirim ben. Her sallanışta yükseklere çıkarsınız, gökyüzüne ulaşabileceğinizi hissedersiniz. Muazzam bir güç, enerji kabarır içinizde. Enaniyet bir ilmek atmıştır işte. Lâkin unutmamak gerektir ki o sallanışta her an uçurumdan aşağıya düşmek ihtimali de vardır. Alelâcayip bir haldir nihayetinde.
Hasıl-ı kelâm: Yazar olacağım sevdasına tutulduysan eğer önce bahsi geçen bu kitabı, sonra Jack London’ın Martin Eden isimli eserini okumalı, tahkik etmeli, baş karakterlerle empati kurmalısın azizim. Gerçek hayattan beslenmiş bu romanların sana katacaklarını küçümseme, sadece oku ve kendine bir yol çiz hayalini hakikate çevirmede. Elbet, bu kitapları okumakla bitmez bu iş, sonrasında çokça yazmak, hiç durmadan yazmak, Sait Faik misali, yazmasaydım eğer ölecektim, mertebesine ulaşmak gerekir kanaatimce. Aslına bakarsan ben değil, Kur’ân söylüyor. İnen ilk âyet “okumayı” emrediyor, aynı sûrede “yazmaya” işaret ediliyor. Alâk Sûresi bir bilsen nelerden bahsediyor! 

23.Mart. 2011 Yeni Asya Gazetesi Saliha Ferşadoğlu

Hiç yorum yok:

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar