9 Mart 2011 Çarşamba

Annesinin Kızı


“Hayat zordur”, dedi annesi kızına. Kız anlamaz gözlerle bakıyordu. “Unutma, gerçek başarı hep ayakta kalmak değil, düştükten sonra da ayağa kalkıp yoluna devam edebilmektir. Böyle demiş bir ecnebi yazar.” Kız, ecnebi ne demek, diye düşünüyordu. 
Annesi bir yandan soğanları doğruyor, tencereye katıp salçayla kavuruyor öte yandan bulaşıkları makineye diziyordu.
Kız sür'atle hareket eden annesini bir filmi izler gibi izliyordu.
***
Anneleriyle mutfakta ömür geçiren kızların bir romanı yazılmalı bence. Kim bilir ne ilginç, öğretici ve derunî mânâlarla dolu hayat dersleri çıkacaktır ortaya. Meselâ ben şimdilerde dönüp baktığımda geriye, annem ile yaşadığımız mutfak hatıraları geliyor zihnime. Pilavı onun öğrettiği gibi yaparken, pirinçleri bol yağda kavuruşu —çünkü babam öyle sever—tuzu ekleyip kaynar suyu döküşü canlanıyor hayalimde. Aynısını yapmaya çalışırken sohbetimizin konusu da hatırıma geliveriyor pirinçlerle. Yeniden yaşıyorum o ânı. Sonsuzluk kazanıyor böylece. 
Sohbetlerimizin her daim edalı ve bediî olduğunu söyleyemem elbet. İçimden karşı çıkarım annemin bazı düşüncelerine, kimi vakit dayanamayıp seslice dile getiririm itirazımı. O lâhzada başlayıverir bir anne-kız çekişmesi. Hiç son bulmayacak bir atışma halidir; illâki siz de yaşamışsınızdır. Belki anne olmuşsunuzdur, ancak hâlâ annenizle dünkü ergen kız gibi münakaşa edebiliyorsunuzdur. Tuhaf bir tınısı vardır bu ilişkinin, darılmaca küsmece olsa da kırgınlığın çabucak sona ermesi şefkatin ve bağlılığın en lâtif göstergesidir.
Hele dinlemesi insana müthiş keyif veren, çoğu zamanda hüzünlendiren hikâyeleri varsa annenizin, mekân mutfakmış fark etmez. Kehkeşanlara kaçarsınız beraber, zaman aheste aheste geriye akar, annenizin çocukluğuna, genç kızlığına hatta kendi doğum ânınıza misafir olursunuz. Uzaklardan hafiften hafife gelir kızarmış soğan kokusu... O, hayatının muhasebesini yaparken sizin payınıza da ders çıkarmak düşer. Doğrusu anneler iyi bir hikâye anlatıcısıdır; güçlerini, yaşadıkları zorlu, meşakkatli hayattan alan. Aynı zamanda iyi bir hikâye kâriidirler. Kendilerinden kopmaz bir parça olarak nitelendirdikleri, bununla beraber bağımsız bir kimliğe sahip olan kızlarını en iyi okuyanlardır onlar.
Kızlar gün gelip anne olduğunda anlar, anneliğin ne demek olduğunu. Sonra bir mutfak sohbetleri daha başlar, yemek kokularının insanı mahmur ettiği. Bu hikâye hep böyle devam eder durur…

9.Mart.2011 Yeni Asya Gazetesi Saliha F.

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...