16 Şubat 2011 Çarşamba

Hastalık Notları


Bütün şehrin sessizliğe büründüğü vakit; gece. Menevişli gökyüzündeki yıldızlar salkım salkım uzanıyor yeryüzüne. Dokunsam, her biri düşüverecek sanki ellerime. Bir uçak geçiyor karanlığı bölerek… Kim bilir, nereye gidiyor? Kim bilir içinde kimleri ve hikâyelerini taşıyor?
Evde bir âsûdelik hali var. Herkes uykuda; annem, babam, kardeşlerim. Bilgisayarın başına geçmiş, bu haftaki yazımda hangi konuyu işlemem gerektiğine karar vermeye çalışıyorum. 
Haftayı, kendisini görmekten dahi aciz olduğum bir küçük mikroba yenik düşerek geçirdiğim için, dış dünyada neler olup bittiğinden haberim olmadı. Kendi iç âlemimde derin ve tuhaf bir yolculuğa çıktım.
*
İnsan hasta olmayagörsün hayat ığıl ığıl akan bir nehre dönüşüyor. Her şey mânâsızlaşıyor bir lâhzada. Yemek yeme arzusu, iştah dediğimiz o büyük nimet ortadan kalktı mı hiçbir şey kalmıyor geriye. Lügatimizdeki huzur, tat, rahatlık, sükûnet, mefkûre gibi beher kavramların anlamı da buharlaşıp gidiyor.
Zaten hastasınız, elinizi kolunuzu oynatacak haliniz yok. Kâh başınız zonkluyor, kâh mideniz bulanıyor, sanki dünya üstünüze üstünüze geliyor. Sağlıklı sıhhatli olduğunuz günler uzaklardan el sallıyor göz kırpıp müstehzi bakışlarını yollarken.
*
Bu haletteyken insan dört şeyin farkına varıyor. (Sayıyı arttırmak mümkün.) Birincisi hakikaten kendimize dahi hâkim olamayışımız. Çıplak gözle göremediğimiz bir düşmana karşı savunmasız kalışımız ve ilk çarpışmada yenik düşüşümüz. İkincisi hastalıkla gelen acıyı, ıstırabı, kederi hisseden bedenin zevali, firakı tatması ve ‘ene’sinin sallanmaz zannettiği tahtında zelzelelere maruz kalması. Kendine ait olduğunu düşündüğü aza ve cihazların emanet olduğu gerçeğiyle karşılaşmak. Üçüncüsüyse her dem yeniden doğan insanın üzerinde, her an tecelli eden Esma-i İlâhiye’den Şafi isminin hayat bulması. Son olarak, hastalık geçmiş günahlara bir kefaret düşüncesiyle kalbi rahatlatmayı ve Rabbine çokça yalvarmayı getiriyor beraberinde. Belki sair zamanlarda, günlük rutin işlerimizin arasında ibadetlerimizi, zikir ve tesbihatlarımızı alışılagelmiş haliyle yaptığımızda kaçan o samimâne, içtenlik duygusu böylesi anlarda hayat buluyor. 
Hâsılı kelâm zaman oluyor bedenimiz hastalıklara giriftar olabiliyor. Birden çok hikmetini barındırdığı bilinciyle biraz daha kolay atlatabiliyoruz bu derdi. Lâkin çoğu zaman öyle manevî hastalıklara yakalanıyoruz da haberimiz olmuyor. Narsistleşmiş benlikler, sadist yahut mazoşist kimliklere bürünen ruhlar, pesimist düşüncelerle hayatlarını karanlık, kör, korkunç bir tufana çevirenler, kısacası bizler, iyi olduğunu zannedip, direksiyon başına geçen sarhoşa benzemiyor muyuz?


2 yorum:

pınar dedi ki...

geçmiş olsun,RAB şafii isminin tecellisiyle şifa versin inş.
geçen haftalarda bir hastalık dönemi de ben geçirmiştim,
hayatım durmuştu sanki,herşey biranda sessizleşmiş,önemsizleşmişti.
en garibi de hastalığa sabır gösterme havalarımdı..
değerli bir ablamız bir seferinde
biz ahir zaman ümmetiyiz,su kesintisini imtihan sanıyoruz demişti,ben de gribi imtihan saymıştım kendime,kefareet ve temizlenmeye dair,ne acizlik...
'bizler, iyi olduğunu zannedip, direksiyon başına geçen sarhoşa benzemiyor muyuz?'
ne doğru bir tespit...
bir dolu manevi hastalık barındırıyor ruhum,
tedavi ise hep başka bahara
erteleniyor.
üzülme diyorum kendime iyileşince geçer:((

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

Pınarcığım, çok teşekkür ederim. sana da çok geçmiş olsun. hastalık çok farklı bir imtihan, hayatın tadını tuzunu kaçıran nimetlerden bir nimet. inş. senn de dediğin gb bu imtihanımızı başarıyla geçeriz. Rabbim sırat-ı müstakimden ayırmasın! sevgiyle...

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Blog Arşiv

Etiketler

Pages

Buscar