27 Şubat 2011 Pazar

Come Back To Your Home Saliha Sultan


Çarşamba günü saat on iki kırk sularında evden çıktığımda yağmur atıştırıyordu Yalova’da. Kapüşonumu kafama geçirip tevekkülî adımlarla ilerledim. Seyahat acentesinin bürosundan içeri girip 13.00 arabasına bilet istedim.
-Sefer kaldırıldı hanımefendi.
-Hay Allah.
-İzmit üzerinden gidebilirsiniz.
-O halde ilk İzmit otobüsüne bir indirimli bilet istiyorum.
Biletimi alıp pencere kenarındaki yerime yerleştiğimde yeni bir yolculuğa çıkmanın o tatlı, sürur ve heyecan dolu dalgası hızla yayıldı tüm vücuduma. Keyfim yerindeydi.
*
İzmit aktarması üzerinden vardığım Sakarya, her zamanki gibi beni yağmurlarla karşılıyordu. Fakülteye geldiğimde önce asistanın yanına uğradım. Tezim için bana yardımcı oldu, kitaplar önerdi. Belli bir noktaya kadar yazdığım teorik çalışmamın sorunlu yerleri üzerine konuştuk.  Daha sonra beraber hocanın yanına gittik.
Hocanın yüzü gülüyordu beni karşıladığında. Anket sorularımı ve teorik çerçevemi sundum. İncelemeye başladı. Hayli uzun bir müddet süren inceleme sonrası yüzüme baktı ve şöyle dedi.
-Sen bu tezi bitiremezsin.
Allahım! Başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyordu. Sanki yüzüme başarısızlığımı haykırıyordu kulaklarımı sağır edercesine. Reflekslerim benden önce harekete geçti ve tüm bunları düşünedururken cevap verdim.
-Bitiririm hocam.
-Bitiremezsin.
-Bitiririm inşallah.
-Bitiremezsin.
-Hocam, ne çalışıyorum, ne başka bir işle meşgulüm, oturup bitireceğim inşallah.
E tabi dercesine yüzüme baktı. Ağzında bir şeyler geveledi. Gözlerim dolmuştu ona bakarken. Ha ağladım ha ağlayacağım. İçimden küfürler ediyorum, isyanlar. Kendimi zor tuttum ve iyi çalışmalar dileyerek odasından çıktım.
Akşam ezanını kılmak üzere fakültenin mescidine giderken yağmur bana yine eşlik ediyordu, tek bir fark vardı, gözyaşlarım.
*
Akşamleyin geçen yıl beraber kaldığım arkadaşların evine gidince keyfim yerine geldi. Her biri beni gördükçe çığlık atıyor, mutlu olduğunu dile getiriyordu. Öğrenci evlerinin eğlenceli, rahat, kendine has hallerini ve arkadaşlarımı özlediğimi fark ettim. Onları tanıdığım için mutluydum.
*
Ertesi gün sosyal bilimler enstitüsüne uğrayıp resmi işlemlerimi hallettikten sonra Mithatpaşa durağından trene bindim. Masalı koltuklardan birini seçip kitaplarımı yaydım. Arada bir başımı kaldırıyor, pencereden öteyi izliyordum. Yol boyunca uzayıp giden kuru ağaçlar, durgun mavi deniz ve soğuk yemiş evler bana el sallıyor, hayırlı yolculuklar diliyordu.
Haydarpaşa’da iner inmez doğru İsam’a gittim. Tez için kaynak bulmalıydım. Marmara ilahiyat durağında inip, Rum mezarlığının yanından geçerek kütüphaneye giden yola saptım. Mezarlığın kenarı bu soğuk Şubat gününe rağmen yeni açmış papatyalarla doluydu. Bak Saliha, soğuk yiyorlar, rüzgâr altında eziliyorlar ama hala ayaktalar, dedim. İnsanın bir papatyadan öğreneceği çok şey vardı.
Kütüphaneden içeri girdiğimde üniversiteden bir arkadaşa rastladım. Araştırmamı bitirdikten sonra beraber çay ocağına indik. Birden parmağındaki yüzüğü fark ettim. Heyecanla bağırdım:
-Bu da ne? Bir anlamı var mı?
Tatlı tatlı, hafif de yüzü kızararak kafasını olumlu manada salladı. Hemen ayrıntıları öğrenmek istedim. İdealist arkadaşım kendisine göre idealist birini bulmuştu; falanca üniversitede asistanlık yapıyordu sözlüsü, yakında doktora yapmak üzere yurt dışına gideceklerdi. Tebrik ettim, maşallah dilerken, gıptayla ona bakıyordum.
*
Akşam ezanının okunmasına az bir vakit kala arkadaşımdan müsaade isteyerek metrobüs durağına gittim. Zira yolum uzundu. 45 dakikalık metrobüs yolculuğu ve on dakikalık eve varış mesafesi. Büyük şehirde yaşayınca zaman ne hikmetse o kadar olağan gözükmüyordu, ancak küçük şehirde, mesela Yalovadan kalkıp İstanbul’a gitmesi 45 dakika sürünce, bayağı fark ediyordu.
Bu göreceli uzun yolculuğum bittiğinde bu kez de geçen dönem 3 ay boyunca beraber kaldığım arkadaşlarımın yanına gittim. Sanki hiç ayrılmamış gibiydik. Hep beraber oturduk, çay içtik, evlilik muhabbetleri yaptık, film izledik.
*
Cuma günü bir doğum günü partisine davetliydim. Almanya’da yaşayan dostum Hilal için eşi bir sürpriz hazırlamış, onu Venedik’e götüreceğini söylemiş. Fakat aldığı bilet rotayı İstanbul olarak gösterince arkadaş havaalanında bir şok geçirmiş ve ağlamaya başlamış. İkinci şoku, Galata Köprüsünün altında bir kafeye doluşmuş ailesini ve biz arkadaşlarını görünce yaşadı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. Bana sarıldığında ağlayacaktım. Çok şükür yıllar, yollar ayırmıyordu bizi, tevafuklar, fırsatlar bir araya getiriyordu. Rabbime şükrettim.
Doğum gününden çıkıp tramvaya yürürken ışıklandırılmış Yeni Cami muzipçe göz kırptı bana. Aman Allahım ne kadar da güzeldi! Gece, şehir bambaşkaydı. Kışkırtıcıydı. Gizemliydi. Ürperticiydi. Romantikti. Adı üstünde. Masaldı bu. Adı İstanbul’du. 
Tramvayda adı ‘Yağmur’ olan küçük bir kız çocuğunun yanağını okşadım. Bıraktığımda bu sefer o benim yanaklarımı okşamaya başladı. 2 durak boyunca körpecik ellerini ayırmadı yüzümden. Mutluluk bu olsa gerek dedim. Peki ya anneliğin verdiği mutluluk nasıl bir şeydi?
*
Cumartesi sıla-i rahim günü. Aynı apartmanda yaşayan teyzem, amcam ve dedemlere sırasıyla ziyaretler gerçekleştirdim. Her şey çok güzeldi, herkes bir aradaydı, yalnız anneannem yoktu. Eski günlerde olsaydık, anneannem olsaydı ve biz yanına gelebilseydik keşke, dedim. Küçük bir dilekti istediğim ama bu dünyada imkânsızdı, ben de öbür dünyaya sakladım.
*
Pazar günü buz kesen soğuk artık huzursuz ediyordu beni. Come back to your home Saliha Sultan, diye söylendim durdum kendime. Vakit daralıyor ve ben hala yollarda bir mecnun misali geziniyordum.
Geldiğim yollardan gerisin geriye döndüm. Evdeydim. Kitaplarım, notlarım, fofokopilerim, word dosyası açık kalmış bilgisayarım beni bekliyordu.
Ve yazmaya başladım:
“Çarşamba günü saat on iki kırk sularında evden çıktığımda yağmur atıştırıyordu Yalova’da.”

2 yorum:

pınar dedi ki...

nedense hüzünlendim,mutluluklar hüzünle anlamlı oluyor galiba..
birde istanbula olan hasretimi depreştirdi yazınız..vapurdan inip yeni cami tarafından karşılanmak,
kalabalık,karışık ama sakin bir huzur...ahh be istanbul..

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

:) İstanbul her daim özletir kendisini, içindeyken de dışındayken de...

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...