1 Ocak 2011 Cumartesi

Kaybolan Gerdanlık

Evet, 2 haftayı geçkin bir süredir yazı yazamadım. Aralık ayının koşturmacası yerini yeni yılın telaşelerine, planlarına bıraktı. Hala buralardayım...Hayat tüm güzelliğiyle devam ediyor... Kumbaram doluyor, taşıyor... işte yeni yazım... sevgiyle kalın...


"O yazı.
O yazıyı okuduğumda Hz. Peygamber’in (asm) sadece örnek bir komutan, örnek bir devlet başkanı, örnek bir baba, örnek bir komşu olmadığını anladım. O (asm), bütün bu vasıfların yanında önemli bir sıfatı daha taşıyordu; örnek bir eş.
Nedense bizim camia, madalyonun bu yüzüne bakmayı unutur çoğu zaman; belki de bilinçli bir nisyanın ta kendisidir bu. Hoyratçadır. Ve pek çok zalimcesine remizler taşır bünyesinde.
Bitişiğimdeki bankta iki kadın. Bir yandan parmaklarına ip doluyor öte yandan şişi batırıp çıkarıyorlar sinirle ve aynı ritmik hareketlerle. Sağdaki dert yanıyor berikine.
“Üç adet altın bileziğim vardı. Kaç gündür arıyor, aksilik ya bulamıyorum. Bizim beye söyledim de, hiç umursamadı bile. ‘Oh olmuş sana’ dedi. ‘Bana vermezsen, olacağı buydu.’ ‘Mehrimdir, hem ben süslenmeyi severim bilirsin’ dedim yüzüne güldüm geçtim. Ama içim acıdı be kuzum.”
Tam da kadıncağız, avuntusuz çaresizliğiyle anlatırken bu ıztırabını, o yazıya rastladım. Bir derginin derkenarında.
Güneşin soluk ışıkları yeryüzünü yavaşça terk ederken, seferden dönen İslâm ordusu Zâtü’l-Ceyş denilen bölgede mola verir. Herkesin dinlenmeye çekildiği esnada Hz. Aişe kendisine hediye edilen gerdanlığın kaybolduğunu fark eder. Endişeyle onu aramaya çıkar; ancak bir türlü bulamaz. Hüzün ve kederin gark olduğu lâhzada dayanamayarak soluğu sevgili eşinin yanında alır. Derdine derman olacak, kendisine yardım edecek tek adres O’dur (asm).
Allah’ın Sevgilisi eşini kırar mı hiç! Yüzünde güven veren bir ifadeyle eşi Aişe’ye gülümseyerek der:
‘Haydi, gel, beraber arayalım. Allah’ın izniyle onu bulacağız.’
Sabaha gebedir gece. Vakit hızla ilerler. Çöl gerdanlığı yutmuştur sanki. Aramayı sonlandırıp dinlenmek üzere çadırlarına geri dönerler. Yorulan Peygamberimiz (asm) başını Aişe’nin dizine koyar, uykuya dalar. Bu arada bazı sahabeler Hz. Ebubekir’e gelip kızını şikâyet ederler.
‘Şu Aişe’nin yaptığına bakın hele. Resulullah’ı da insanları da alıkoydu. Yanımızda bir yudum su bile kalmadı.’
Herkes az sonra vakti girecek olan sabah namazı için nasıl abdest alacağını kara kara düşünmektedir; çünkü çevrede hiç su kuyusu yoktur. Onların şikâyetlerine hak veren Hz. Ebubekir celâllenerek kızı Aişe’nin yanına gider ve sessizce onu azarlar. Bu paylanmayı işiten Resul-i Ekrem (asm) uyanır. Mesele ona da aktarılır.
Peygamberimiz de (asm), bu sorunu nasıl halledeceklerini düşünürken Hz. Cebrail gelir ve suyun olmadığı yerde temiz toprağa el sürerek abdest alınabileceği ruhsatının verildiğini bildirir. Gelen yeni hükümle Müslümanlar rahatlamıştır, Hz. Aişe’ye kızanlar ise aslında onun ne kadar mübarek bir insan olduğunu bir kez daha anlamıştır. Hz. Ebubekir de kızını azarladığına bin pişman, kendisinden özür diler. Ordu, namazdan sonra geri dönüş için yol hazırlıklarına başladığında Hz. Aişe’nin bindiği devenin ayağa kalkmasıyla gerdanlığın yerde olduğu görülür. Allah hem ona gerdanlığını bağışlamış, hem de yeni bir hüküm için kendisini vesile kılmıştır. O, ne mübarek, ne bahtiyar bir hanımdır!
‘Bak, duydun mu?’ diye sordum içimden kadıncağıza. Hz. Peygamber hiç öfkelenmeden, somurtmadan eşiyle beraber kaybolan gerdanlığı aramaya çıkmış. Kadın duymadı beni, zaten duysa, derin bir ah çekmekten başka ne yapabilirdi ki?"

2 yorum:

elif aydoğan dedi ki...

Benim de efendimize ait olan "konuş ya Aişe" cümlesi aklımdan çıkmaz okuduğumdan beri. Peygamber Efendimiz sıkıntılı olduğunda böyle söyler, eşini dinlemek istermiş.
Peyganber böyle bir eşti..

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

ne kadar güzel, ne kadar hoş değil mi...! onu örnek alırsak bizim de sıkıntılarımız, kederlerimiz aynı şekilde hafifleyecektir...

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...